Türk Telekom’un Özelleştirilmesi – Bir Talan’ın Hikayesi

Türk Telekom’un Özelleştirilmesi – Bir Talan’ın Hikayesi

11 Ekim 2010 0 Yazar: Alıntı
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
Loading...

Giriş

TÜRK TELEKOMUN; TELEKOMCULAR DERNEĞİ ALEYHİNE AÇTIĞI TAZMİNAT DAVASI REDDEDİLDİ. RAPOR YİNE YAYINDA.

Telekomcular Derneğince 21.09.2010 tarihinde yayınlanan “Türk Telekom’un Özelleştirilmesi- Bir Talan’ın Hikayesi” konulu rapor, kamuoyunda oldukça ses getirmiş, raporda belirtilen konular , çeşitli milletvekillerince TBMM Gündemine taşınmış, bazı köşe yazarları rapordan alıntı yapmışlardı.

Derneğin hazırladığı raporun ses getirmesinden ve derneğin web sitesinin yayın politikasından rahatsız olan Türk Telekom, 29.11.2010 tarihinde mahkemeye başvurarak , “Türk Telekom’un Özelleştirilmesi- Bir Talan’ın Hikayesi” başlıklı raporun yayınına ihtiyati tedbir koydurmuş ve dernek aleyhine 50.000 TL tazminat davası açmıştı.

Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi, 19.07.2011 tarih 2011/185 Sayılı Kararında, Türk Telekom’un talebini reddetti. Telekomcular Derneğinin haklılığını tescil etti.

Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi söz konusu kararında;

“…. Davaya konu raporda, ülkemizin en büyük firmalarından olan davacı şirketin özelleştirmesinin ne getirip, ne götürdüğünün , topluma yönelik taahhütlerinin yerine getirilip getirilmediğinin sorgulandığı ve ifade özgürlüğü kapsamında kamuoyu ile paylaşıldığı, çeşitli eleştirilerin yapıldığı, konu ile ilgili görüşlerin bildirildiği, değerlendirmelerin eleştirisel bir yaklaşım olduğu, raporda ele alınan konuların güncel ve kamuoyunun ilgisini çekecek nitelikte olduğu, eleştiri ve yorumların veriliş biçiminde bir aşırılık olmadığı, ülkemizin en büyük firmalarından olan Türk Telekom’un özelleştirilmesi ve sonrasındaki gelişmelerin topluma duyurulmasında, kamuoyunun bilgilendirilmesinde ve kamuoyu oluşturulmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ve davalı yararına hukuka uygunluğun gerçekleştiği, davalının kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığı anlaşıldığından davanın reddine” karar verildiği belirtilmiştir.

Mahkeme kararını yaklaşık bir ay önce vermiş olmasına rağmen, gerekçeli karar resmen tebliğ edilene kadar, hukuka saygı gereği, konu kamuoyuna duyurulmamış ve rapor ilgili sitede yeniden yayınlanmamıştır. (Kaynak)

Yaklaşık 8 aydır yayını engellenen rapor yeniden yayındadır…

Söz konusu PDF formatındaki rapor, İbrahim AY tarafından html kodlamasına dönüştürülerek yayınlanmaktadır. İlgili raporu PDF formatında okumak/indirmek için https://docs.google.com/ adresinden faydalanabilirsiniz.

TÜRK TELEKOM’UN ÖZELLEŞTİRİLMESİ

(BİR “TALAN” IN HİKAYESİ)

Bu raporda, Türk Telekom özelleştirmesinin bugüne kadar pek dile getirilmemiş gerçeklerini göreceğinize, Türk Telekom doğru bir şekilde mi özelleştirildi? Türk Telekom özelleşmesinin sonuçları ne oldu? Türk Telekom’un özelleştirilmesi Türkiye’nin çıkarına mı oldu? Sorularına cevap bulacağınıza; raporu okurken; “Bu kadar da olur mu” diye şaşıracağınıza, “Bu özelleştirme değil; “TALAN” diyeceğinize inanıyoruz.

Telekomcular Derneği Hakkında

Telekomcular Derneği, 170 Yıllık PTT/Türk Telekom Geleneğinden gelen, Türk Telekom’dan ayrılan/ayrılmak zorunda kalan, Türk Telekom’da çalışmaya devam eden/etmek zorunda kalan Mühendisin, Teknikerin, Teknisyenin, Memurun, İşçinin, Araştırmacının, Güvenlik Görevlisinin kısacası her unvandaki çalışanın/emeklinin; 
. Dostluğunu, beraberliğini, iletişimini sağlamak,
. Özelleşmeden kaynaklanan maddi/manevi sorunlarına çözümler üretmek,
. Çok büyük bir ailenin parçası olduğumuzu hissetmek, hissettirmek,
Amacıyla 2006 yılında kuruldu.

Telekomünikasyon alanındaki gelişmeleri takip etmek, bu konularda araştırmalar yapmak da derneğin amaçları arasındadır. Derneğimiz, Türk Telekom’da hiç kamu hissesi kalmasa da Türk Telekom’u kamunun bir değeri olarak görmekte, onu Kamu adına denetlemeyi de bir görev bilmektedir.

DERNEK YÖNETİM KURULUDERNEK DENETİM KURULU
Adı SoyadıDernekteki GöreviAdı SoyadıDernekteki Görevi
Zafer TEKBUDAKBaşkanAlparslan BEŞİRDenetim K. Üyesi
Fazlı KÖKSALBaşkan Yard.Abdullah GündüzDenetim K. Üyesi
S. Mete DARICISekreterAynur CAVCAVDenetim K. Üyesi
Yılmaz YAZICISayman 
Nurdan TANYön.K.Üyesi
Savaş D. YETİŞERYön.K.Üyesi
Orhan YAKARYön.K.Üyesi

Takdim

Derneğimizin hazırladığı, 2006 yılı öncesi Türk Telekom’da çalışan personelin Özelleştirme sonrası karşılaştığı sorunların dile getirildiği “TÜRK TELEKOM ÖZELLEŞTİRMESİNİN ÇALIŞANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ” konulu ilk rapor oldukça ses getirdi. Raporu Takdim ettiğimiz Siyasi Parti Yetkilileri, Sektör Temsilcileri ve Bazı Gazeteciler benzer bir çalışmayı TÜRK TELEKOM ÖZELLEŞTİRİLMESİ VE SONUÇLARI konusunda da yapmamızın uygun olacağını dile getirdiler… Aynı doğrultudaki talepler üyelerimizden de geliyordu. Ayrıca bu konuda hiç derli toplu bir çalışma yapılmamıştı.

İlk raporu hazırlayan komisyonun başkanlığını yürüten arkadaşımız Fazlı KÖKSAL’ın “Telekomünikasyon Tarihi ve Türk Telekomun Özelleştirilmesi” konusunda hazırladığı kitabı bitirmek üzere olduğunu bildiğimizden, Ondan, TÜRK TELEKOM ÖZELLEŞTİRİLMESİ VE SONUÇLARI konusunda bir rapor hazırlamasını talep ettik. Böylece elinizdeki rapor hazırlandı. Fazlı KÖKSAL’ın yakında çıkacak kitabının üçüncü bölümünün bir özeti olan bu raporun çok ses getireceğine inanıyoruz.

Bu raporda, Türk Telekom özelleştirmesinin bugüne kadar pek dile getirilmemiş gerçeklerini göreceğinize, Türk Telekom doğru bir şekilde mi özelleştirildi? Türk Telekom özelleşmesinin sonuçları ne oldu? Türk Telekom’un özelleştirilmesi Türkiye’nin çıkarına mı oldu? Sorularına cevap bulacağınıza; raporu okurken; “Bu kadar da olur mu” diye şaşıracağınıza, “Bu özelleştirme değil; TALAN” diyeceğinize inanıyoruz.

TELEKOMCULAR DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU ADINA
Zafer TEKBUDAK
Başkan

Necatibey Caddesi Nu: 12/3 SIHHIYE / ANKARA
Tel: 0312 232 66 66 Fax: 0312 232 66 67
http://www.telekomculardernegi.org.tr

Önsöz Yerine

1980’lerin ikinci yarısında sözlüklerimize yeni ve büyüleyici bir kelime girdi :ÖZELLEŞTİRME

Özelleştirme Sayesinde; Mülkiyet halka yayılacak, zarar eden kuruluşlar kâr etmeye başlayacak, halk, ekonomiye doğrudan doğruya katılacak, yolsuzluklar azalacak, KİT’ler artık devlete yük olmaktan çıkacak, Özelleşen kurumlar daha fazla yatırım yapacak ve teknoloji yenilenecek, istihdam artacak, ülke kaynakları daha akılcı kullanılacak, Devletin vergi gelirleri artacak, siyasetin ekonomiye müdahalesi azalacak, tam rekabet gerçekleşecek, fiyatlar ucuzlayacak, fiyatların ucuzlaması talebi tetikleyecek, dolayısıyla ekonomi canlanacak, üretim artacaktı…Kısacası kurtulacaktık… En fazla memur istihdam eden, ekonomide kamunun ağırlığının en yüksek olduğu, hatta dünyanın nadir sosyalist ülkelerinden biri olduğumuza inandırıldığımız için, hepimiz; o büyülü kelimenin etkisi altında kaldık.

30 yıllık özelleştirme macerası, umduklarımızın hiçbirini vermedi bize… 30 yıllık bu süreçte;
Özelleştirme kamu malının yağması olarak gerçekleşti. Sonuçları da, ekonomik krizler, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk oldu…
Ama her ekonomik krizde, her büyük yolsuzlukta, fatura özelleştirilmenin istenilen boyutta gerçekleşmemesine , özellikle TÜRK TELEKOM’un özelleştirilememesine kesildi…
Türkiye’deki her ekonomik kriz sonrasında, her seçim öncesinde; “Türk Telekom zamanında özelleşseydi Türkiye’nin dış borcu kapanırdı, krizleri yaşamazdı …” cümleleri anlı-şanlı ekonomistlerce tekrar edilirdi… Ve ilave edilirdi “Türk Telekom hemen özelleştirilmelidir.”
Öyle bir kamu oyu oluşturuldu ki, Türk Telekom özelleşmesine karşı çıkmak Vatana İhanetle eş tutuldu… 2001 krizi sonrası Siteler Esnafı/İşçisi, krizin Türk Telekom’un özelleştirilmemesinden kaynaklandığına inandığı için Türk Telekom binalarını taşladı…
Ve 2005 yılında Türk Telekom özelleştirildi…
Türk Telekom’un özelleştirmesinin gerekliliği konusunda öne sürülen gerekçeler doğru muydu?
Türk Telekom’un özelleştirilmesi, gerçek bir özelleştirme mi; günü kurtarmaya yönelik bir finans temini uygulaması mı?
Türk Telekom doğru bir şekilde mi özelleştirildi?
Türk Telekom özelleşmesinin sonuçları ne oldu?
Ve nihayet Türk Telekom’un özelleştirilmesi Türkiye’nin çıkarına mı oldu?
Elinizdeki raporda, bu sorulara cevap aranmaya çalışıldı.
Bu çalışmayı yürütürken, Sayın Dicle EROĞUL’un derneğimizle paylaştığı bir araştırmasından da yararlandım, ayrıca; Derneğimizin Yönetim ve Denetim Kurulu üyeleri de çalışmaya destek verdiler. Hepsine teşekkürü bir borç bilirim.

Fazlı KÖKSAL

I- Türk Telekomu’un Çok Kısa Hikayesi

Temmuz 1881’de İstanbul Soğukçeşme’deki Posta ve Telgraf Nezareti binasıyla, Yeni Cami’deki postane arasında tek telli bir telefon çekildi. 23 Mayıs 1909’da İlk manuel telefon santralı, İstanbul Büyük Postane binasında 50 hatlık olarak tesis edildi. 6 Mayıs 1911’de İstanbul ve çevresinin telefon imtiyazı Herbert Lows Webb’e verildi. Webb,İstanbul Telefon Anonim Şirketi adıyla bir şirket kurdu. Hükümet, Birinci Dünya Savaşı başlayınca 14 Mart 1915’de şirkete el koydu. 28 Ağustos 1919’da şirket eski sahiplerine iade edildi.

İstiklal Savaşımız sırasında Türk Telgrafçıları büyük kahramanlıklar gösterdi. Atatürk “Umum telgrafçılarımızın teşebbüsât ve harekât-ı milliyemize ifa eyledikleri fedakârane hizmetlerinin millî tarihimizde mühim mevkii vardır. Kendilerine bu gün alenen teşekkür etmeyi bir borç addederim” diyerek, Telgrafçılarımızın İstiklal Savaşımıza katkılarını vurguladı.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra da, yeni devlet Osmanlı Devletinin yaptığı uluslar arası anlaşmalara uymaya mecbur kaldığı için İstanbul Telefon Şirketini devletleştiremedi. Hatta,İzmir Belediyesi ve Ericsson Şirketinin oluşturduğu ortaklığa İzmir’de Telefon işletme yetkisi verdi.

Ancak, “Mâzide ve bilhassa Tanzimat Devri’nden sonra ecnebi sermayesi memlekette müstesna bir mevkiye mâlik oldu. Ve ilmî mânâsıyla denilebilir ki, devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Artık her medenî devlet gibi, millet gibi yeni Türkiye de buna muvafakat edemez. Burasını esir ülkesi yaptırmayız” Diyen Atatürk’ün emriyle; 9 Nisan 1936’da İstanbul Telefon Şirketi, 24 Ocak 1938’de İzmir Telefon İşletmesi bedelleriödenerek devletleştirildi.

Yani: Bugün yapılanın tam tersi yapıldı.

Ve O günden bu yana Türk Telekom; mühendisinin, teknisyeninin, işçisinin, memurunun emeği ile atılım üzerine atılım yaptı. Ülkeyi dört baştan önce kurşun, sonra bakır, daha sonra da fiber kablolarla döşedi Çok yüksek bir sayısallaşma oranına ulaştı, kazancıyla uzaya uydular attı, onları işletti, Dünyanın 13. Büyük Sabit Telefon Operatörü olmayı başardı.

Bu başarı yakalanırken, milli telekomünikasyon sanayi oluşturmak için ARLA oluşturuldu.
ARLA, TELETAŞ’a dönüştürüldü…

Ve 1980’lerde esmeye başlayan ÖZELLEŞTİRME rüzgârı Türk Telekom’u (PTT’yi) sarsmaya başladı.

Önce Türk Telekom’un (PTT’nin) iştiraki TELETAŞ özelleştirildi ve milli telekomünikasyon tesisimiz, bir montaj ve pazarlama şirketine dönüştü… NETAŞ’taki PTT hisseleri Northern Electric’e satıldı… Özelleştirme, Türk Telekomünikasyon sektörüne böylece darbe üzerine darbe vurdu.

Kısacası, PTT 1840’lü yıllardan bu yana Telekomünikasyon teçhizatı yapan tesisler kurmuştur. Telgraf Fabrikası, ARLA, TELETAŞ, NETAŞ, İMODSAN ve PTT (Türk Telekom) Fabrika Müdürlüğü yokluklar içinde mucizeler gerçekleştirmiş, ama Yabancı Sermayenin güdümündeki Bürokrasi bunlara kilit vurmayı veya satmayı becermiştir. Bunlara kilit vuranlar da, satanlar da; Siyaset veya Yabancı Sermaye tarafından şu veya bu şekilde ödüllendirilmişlerdir.

1990’lu yıllarda Terör’de Türk Telekom (PTT) çalışanlarını da vurmaya başladı… 19 arkadaşımızı teröre kurban verdik…

Yine 1990’lı yıllarda Türk Telekom’un özelleştirilmesi yoğun olarak konuşulmaya başlandı…

24 Nisan 1995’de PTT’deki telekomünikasyon ve posta hizmetlerinin birbirinden ayrılmasıyla Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Türk Telekom) kuruldu.

Uluslar arası Finans Kuruluşları (Dünya Bankası, IMF), AB ve ABD Türk Telekom’un özelleştirilmesini istiyordu. Bu istek çoğu zaman baskıya dönüştü. Çeşitli koalisyon hükümetleri (DYP-SHP; DYP-RP; ANAP-DYP; ANAP-BDP-DSP; ANAP-DSP-MHP) Türk Telekom’un satışını öngören kanunlar hazırladılar. Ama özelleştirme gerçekleşmedi…

Türk Telekom 2000 Yılında 4. GSM Operatörü Aycell’i kurdu, Aycell için Lisans bedeli olarak hazineye 2 milyar 500 milyon dolar ödedi…

3. GSM Operatörü Aria işletmecilikte sorunlarla karşılaşınca, Berlosconi ve Erdoğan’ın devreye girmesi sonucu; Aria’nın hissedarları (Telecom Italia Mobile (TIM) ve İşbank) ve Aycell’in hissedarı Türk Telekom mobil telefon operasyonlarını yeni bir şirkette birleştirme kararı aldılar. Yeni şirket (TT&TIM İletişim Hizmetleri A.Ş) resmi olarak 19 Şubat 2004 tarihinde kuruldu ve yeni marka Avea’nın 23 Haziran 2004 tarihinde lansmanı yapıldı. TT&TIM İletişim Hizmetleri A.Ş.’nin ticari ismi 15 Ekim 2004 tarihinde ‘Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’ olarak değiştirildi.

2005 Yılı Ocak ayına gelindiğinde, Telekom ihalesinde; Belgacom SA de Droit Public /Doğan Şirketler Grubu Holding / Emirates Telecommunicatıons Corporation (Etisalat)-Cetel Çalık Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.-Dubai İslamic Bank Ortak Girişimi/ Koç Holding A.Ş.-Hacı Ömer Sabancı Holding A.Ş. Ortak Girişimi/ Mapa İnşaat ve Ticaret A.Ş./ Multi Global Link Sdn.Bhd./ Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK)/ Saudi Oger Ltd./ SK Telecom Co. Ltd/., Telecom Italia Internatıonal N.V,/ Telefonica S.A/ Turkish Privatization Investors S.ar.I / Turktell Bilişim Servisleri A.Ş. liderliğinde 14 üyeli Ortak Girişim Grubu ön yeterlilik aldı.

4 Mart 2005 günü Oger Telecom Genel Müdürü Paul Doany, “Belki de Türkiye’de kamuoyunun yüzde 99.9, bizim yerimize Batılı bir şirketin Türk Telekom’un yüzde 55’ini almasının daha iyi olacağını düşünüyordur. Fakat biz Fransa, İngiltere, ABD, Güney Afrika, Portekiz, Romanya ve Almanya’da başarılı projelere imza atmış bir şirketiz. Masaya 1-0 yenik oturduğumuz söylenemez.”dedi.

Türk Telekom’u almaya en istekli firmalardan İspanyol Telefonica 21.04.2005 tarihinde Avea’nın yönetin yapısının belli olmamasını gerekçe göstererek ihaleden çekildiğini açıkladı.

14.11.2005 tarihinde Türk Telekom’un hisselerinin %55’inin Oger Telecom’a devri yapılarak Türk Telekom’un özelleştirilmesi gerçekleştirildi…

TÜRK TELEKOM Özelleştiğinde; 21.500.000 Hatlık Santral Kapasitesine, 80.000 Ankesörlü Telefona, 19.500.000 Sabit Telefon, 250.000 TT Net, 750.000 ADSL, Yüzbinlerce Kiralık Devre, F/R, Turpak, ISDN/PRI, ISDN/BA,NMT Müşterisine, 850 İşyerine, 3000 Telekom Bayisine, 35 milyon km’yi bulan bakır kablo şebekesine, 100 bin km’nin üzerinde F/O kabloya, AVEA’nın % 40 Hissesine, sahipti.

TÜRK TELEKOM dış veya iç kredi kullanmayan, borcu bulunmayan, tamamen özkaynaklarıyla yetinen, Dünyadaki nadir Telekom operatörlerinden biriydi. Hiç SSK ve Vergi borcu yoktu.

1999-2004 yılları arasında personel sayısında 15.000 azaltma gerçekleştirmişti…

2000, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında en fazla Kurumlar Vergisi ödeyen şirketti, (2001 yılında dövizdeki olağanüstü artış nedeniyle birinci olan Merkez Bankasının ardından 2. olmuştur.) 2004 Yılı Cirosunun 9 katrilyon lira (9 milyar YTL), Brüt Kârının 3,3 Katrilyon Lira (3,3 Milyar YTL), Net Kârının 2,2 Katrilyon Lira (2,2 Milyar YTL), olduğunu, 1.14 Katrilyon Lira (1.14 milyar YTL) Kurumlar Vergisi beyan etmişti…

Üstelik Bu Başarıya;

Partizanca yapılan atamalara, yatırımların kısıtlanmasına, Hazine Müsteşarlığının, Rekabet Kurulu ve Telekomünikasyon Kurumu’nun engellemelerine, Kamu İhale Kanununun kısıtlamalarına, Yalnızca 1700 mühendisle hizmet vermesine, Finans, Pazarlama ve İşletme konusunda uzman eleman sayısının çok sınırlı olmasına, politik yönlendirmelere,

Personelinin 10 yıldır, özelleştirme stresi altında hizmet vermesine, GSM firmaları ile Türk Telekom aleyhine yapılan-yaptırılan ara bağlantı anlaşmalarına, gerek sahip oldukları, gerekse büyük reklam bütçeleri ile yönlendirdikleri medya kuruluşları aracılığı ile Türk Telekom aleyhine baskı unsuru oluşturan rakiplerine,

Rağmen ulaşmıştı.

II – İhale Sürecinde Soru İşaretleri

II.A – Oger Telecom’un Yeterliliği

25 Kasım 2004 tarihli İhale Şartnamesinde; Yatırımcının en az 2 milyon hat kapasiteli sabit veya mobil telekomünikasyon şebekesi şirketini yönetme veya işletmede en az 3 yıllık tecrübe şartı aranmıştır. Bu şartı yatırımcının kendisinin karşılayamaması durumunda, istenen özelliklere sahip bir telekomünikasyon şirketi ile en az 5 yıl süreli bir yönetim danışmanlığı anlaşması imzalamış olması koşulu aranmıştır

İhaleye katılmaları onaylanan “Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu”‘nu oluşturan, Oger Telecoms L.L.C. ve Saudi Oger Ltd.’in iş tecrübesi ise; 2001 yılı Kasım ayında Güney Afrika’da kurulan ve 2004 yıl sonu itibariyle 466.000 faturalı abonesi olan bir GSM Şirketi‘nin %60 hissesi (Cell C), Romanya’da 2001 yılında faaliyete geçen 300.000 Aktif Faturalı abonesi olan (CDMA2000-450) Şirketi ‘nin %45 hissesi, 2005’de Portekiz’de faaliyete geçmesi öngörülen (CDMA2000-450) Şirketi ‘nin %50 hissesi vardır.

Yani Oger Telecom’un iş tecrübesi; dünyanın 13. büyük sabit telefon operatörü olan Türk Telekom’u yönetmeye yeterli olmadığı açıktır. “Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu” ihaleye katılabilmek için British Telecom ile yönetim danışmanlığı sözleşmesi imzalamak durumunda kalmıştır.

İhale Şartnamesinin 4. maddesinde “Ön Yeterlilik Kriterleri” sayılmaktadır. İhaleye gerçek kişilerin teklif veremeyecekleri, tek bir şirket veya birden fazla şirketten oluşan Ortak Girişim Gruplarının teklif verebilecekleri belirtilmektedir. Ön Yeterlilik aşamasından sonra Ortak Girişim Grubunda hangi şartlarda değişiklik yapılabileceği, Şartnamenin 4.4. maddesinde tanımlanmış ve bu değişikliklerin en geç 17 Mayıs 2005 tarihine kadar Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na bildirilmesi istenmiştir.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın 21 Haziran 2005 tarihli Basın Açıklaması’nda İhaleye katılmaları onaylanan Ortak Girişim Grupları arasında “Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu”, Oger Telecoms L.L.C. ve Saudi Oger Ltd.’den oluşan bir grup olarak tanımlanmaktadır.

Ancak bilindiği gibi, fiyat zarflarının açıldığı 1 Temmuz 2005 tarihinde yapılan müşterek pazarlık oturumunda Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu temsilcileri arasında Telecom Italia firmasının temsilcileri de yer almıştır. Ayrıca, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın, ihaleden sonra yapmış olduğu açıklamada (halen ÖİB’nin web sitesinde de yer alan açıklamada) ihaleyi kazanan Oger Telecoms Ortak Girişim grubunun, Telecom Italia ve Saudi Oger’den müteşekkil olduğu belirtilmiştir.

Diğer yandan; Türk Telekom için ön yeterlilik almaya hak kazanan 13 firma arasında yer alan İspanyol Telefonica’nın, Türk Telekom özelleştirmesinde favoriler arasında gösterilirken, “Avea’da (Türk Telekom’un mobil iştiraki) yönetim etkinliğinin nasıl sağlanacağı konusunu anlayamadığımız için çekildik” gerekçesi ile 21 Nisan 2005 tarihinde sürpriz şekilde çekilme kararı almasından sonra yaşanan gelişmeleri kısaca hatırlamak gerekirse; basına yansıdığı kadarıyla, Telefonica`nın ihale sürecinden çekilmesine neden olan Avea`nın ortaklık yapısı konusunda önemli gelişmeler yaşandı, Avea`nın yüzde 40`ına sahip olan Telecom Italia`nın hisselerini (Avea`da yüzde 40 Türk Telekom, yüzde 40 Telecom Italia ve yüzde 20 İş Bankası ortaklığı bulunuyordu) Türk Telekom`a satma opsiyonu isteğine Özelleştirme İdaresi Başkanlığı`nın sıcak yaklaştığı belirtiliyordu, ayrıca bu durumda diğer alıcılar açısından Avea`da hakim konuma geçememe sorununun da ortadan kalkmış olacağı belirtiliyordu.

Yine İhale Şartnamesinin 6.1.6. maddesinde, Teklifle birlikte verilecek dökümanlar arasında, Hisse Satış Sözleşmesi’nin imzalanmasından önce kurulması istenen Ortak Girişim Grubu’na aracı olacak Şirketle ilgili bilgiler istenmekte, söz konusu Şirket hisselerinin en az % 99’unun, teklif veren Ortak Girişim Grubu üyelerine ait olması şartı aranmaktadır.

24 Ağustos 2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesini imzalamış olan Şirket, Ojer Telekomünikasyon A. Ş., 22 Ağustos 2005 tarihinde İstanbul merkezli olarak kurulmuştur. Hissedarları arasında % 99 hisse oranıyla Dubai Merkezli Oger Telecom Ltd. ve % 0,9999910 hisse oranıyla Saudi Oger Ltd. bulunmaktadır. Hisse Satış Sözleşmesinden sonra 14 Kasım 2005 tarihli Hissedarlar Sözleşmesini ve Hisse Rehni Sözleşmesini de Ojer Telekomünikasyon A.Ş. imzalamıştır. Bu durum gösteriyor ki, İhale Şartamesinin 6.1.6. maddesinde hakkında bilgi istenen Ortak Girişim Grubu (na mı) Aracı olan Şirket Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’dir.

Ancak, İhaleyi kazanan Ortak Girişim Grubunun Aracı Şirketi pozisyonundaki Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’nin ortakları arasında bulunan iki tüzel kişilikten % 99 oranında hisseye sahip olan Dubai merkezli Oger Telecom Ltd.’nin kuruluş tarihi 4 Ağustos 2005’tir. Oger Telecom Ltd.’nin kendi web sitesinde de (www.ogertelecom.com) kuruluş yılı olarak 2006 yılı belirtilmektedir.

Bu bilgiler ışığında;

1. Türk Telekom’un % 55 oranındaki hissesinin blok satış yöntemiyle özelleştirilmesine ilişkin İhale’de, Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu üyeleri arasına Telecom Italia nasıl katılmıştır? Telecom Italia, Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu üyeleri arasına katılmadıysa, sadece Grup temsilcilerinin salona alınabildiği 1 Temmuz 2005 tarihli pazarlık oturumuna nasıl katılabilmişlerdir? Eğer Telecom Italia, Oger Telecoms Ortak Girişim Gurubu’na katılmış ise, ÖİB’nin, İhale ön yeterlilik aşamasından sonra Ortak Girişim Grubu üyelerinde yapılacak değişiklikleri onaylama tarihinden sonra yapılan bu değişiklik nasıl kabul edilebilmiştir?

2. İhaleye bir şekilde ortak olarak girdikleri, tüm taraflarca beyan edilen Telecom Italia ile Saudi Oger arasında, İhaleden önce yapılmış olan anlaşmanın şartları nelerdir? Bu şartlara uyulmuş mudur?

3. Tarafların basına yaptıkları açıklamalarda, İhalede aranan telekomünikasyon işletmeciliğindeki tecrübe koşulunun sabit telefonda British Telecom ile mobil telefonda ise Telecom Italia ile sözleşme yapılarak karşılandığı belirtilmiştir. Telecom Italia, 2006 yılında Avea’daki hissesini satıp, 2007 yılında da Dubai merkezli Oger Telecom Ltd.’deki ortaklıktançekilmiştir. Bu çekilme, Hisse Devrine ilişkin sözleşmeler imzalanırken öngörülmüş müdür?

4. Telecom Italia’nın son anda Oger Telecoms Grubu ile anlaşması bir tesadüf müdür? Yoksa bir yönlendirme sonucu mudur? Bu yönlendirmeyi kim ya da kimler yapmıştır?

5. Telecom Italia’nın Avea’daki ortaklığı hakkında neden genel bir çözüm bulunarak, İhaleye girmeyi planlayan ve ön yeterlilik almış olan tüm istekli firma ya da ortak girişim grupları ile paylaşılmamıştır? Telecom Italia, Oger Telecoms Grubuna yönlendirilerek bu gruba avantaj sağlanmış olmuyor mu?

6. Hisse Devrine ilişkin Sözleşmeleri imzalayacak olan Ortak Girişim Grubu’na aracı olan Şirketin, en az % 99 oranında Ortak Girişim Grubu Üyelerine ait olması şartına uyulmuş mudur? Ortak Girişim Grubu’na aracı pozisyonundaki Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’nin % 99 hissesi, ihale sırasında mevcut olmayan bir şirkete aittir. İhale tarihinde mevcut olmayan bir şirket, nasıl olur da, İhaleye teklif veren Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu’nun bir üyesi olarak kabul edilebilinir?

7. Rekabet Kurulu’nun, “Özelleştirme Nihai Bildirimi” ile ilgili 21 Temmuz 2005 tarihli Kararı’nda: “Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu”nun, merkezi Suudi Arabistan
Krallığı’nda olan “Saudi Oger Limited” (Saudi Oger Ltd.) ve ihalenin kazanılması durumunda ileride yine Suudi Arabistan Krallıgı’nda kurulacak olan “Oger Telecoms LLC” (OT) adlı tesebbüslerden olusmaktadır. OT’nin tüm hisseleri Saudi Oger Limited’e ait olacaktır. Oger Telecoms OGG’nin %1 hissesi Saudi Oger Ltd.’ye, %99 hissesi OT’ye ait olacaktır.” denmekte ve Türk Telekom hisselerini satın alacak olan Türk Yatırım AracıŞirketin hisselerinin %99’unun OT’ye ait olacağı belirtilmektedir.

Bu durum, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın, Suudi Arabistan’da kurulacağı söylenen”Oger Telecoms LLC” adlı Hayali Şirketi, İhaleye Teklif verme yeterliliğine sahip bir Ortak Girişimin lider üyesi olarak onayladığını mı göstermektedir? Hayali Şirket, İhaleŞartnamesi’nde istenen kriterleri ve belgeleri nasıl sağlamıştır?

8. Ön Yeterlilik almaya hak kazanan 13 firma arasında da yer alan Saudi Oger Şirketi’nin ilk başvurusundaki Ortak Girişiminin yapısı nasıldır? Sonradan neden değişmiştir?

9. Suudi Arabistan Krallığı’nda kurulacak olan Şirket’ten neden vazgeçilmiş, Türk Yatırım Aracı Şirketin %99 hissesine sahip olacak olan şirket neden Dubai’de kurulmuştur? Bu durum Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca nasıl kabul edilmiştir?

10. Yoksa Suudi Arabistan’da da ayrı bir paravan Şirket mi kurulmuştur?

11. Var olmayan bir Şirketin ihaleye teklif vermeye yeterli görülmesi bir yana, kurulacağı söylenen Şirket de ne belirtildiği memlekette kurulmuş, ne de ortaklık yapısı ve faaliyetleri,İhaleye teklif verme aşamasında belirtilen koşulları sağlamıştır. Bu durum nasıl açıklanabilir?

12. Rekabet Kurulu’nun, “Özelleştirme Nihai Bildirimi” ile ilgili 21 Temmuz 2005 tarihli Kararı’nda: “Telecom Italia Mobile International N.V.’nin OT’nin Hissedarı Olması; Oger Telecoms OGG, Özelleştirme Idaresi’ne yapmış olduğu ön yeterlilik başvurusu ile Ortak Girişim Grubu lideri olan OT’nin bazı hisselerinin ihalenin gerçekleşmesi aşamasından sonra potansiyel katılımcılara devredilebilmesine yönelik izin almıştır. Oger Telecoms OGG adına hazırlanan Bildirim Formu’nda, Telecom Italia International N.V., Telecom Italia S.p.A ve TIM International N.V., OT’nin hisselerinin talibi olabilecek “Muhtemel Alıcılar” olarak tanımlanmıştır. Bu teşebbüslerin tek baslarına ya da birlikte, Oger Telecoms LLC hisselerinin ancak %20’ye kadar olan kısmını devralabilecekleri belirtilmektedir. Aynı bilgi Saudi Oger Ltd. vekilinin 8.7.2005 tarihli yazısındaki; “TIM’in Oger Telecoms’taki hisse payının en fazla %20 olması beklenmektedir. TIM, Oger Telecoms’ta herhangi bir yönetim ve kontrol hakkına sahip olmayacaktır.” ifadeler ile teyit edilmektedir.

Saudi Oger Ltd. ve Telecom Italia Mobile International N.V. (TIM), TIM’in Oger Telecoms LLC’ye (OT) katılımı ile ilgili olarak, 25.6.2005 tarihli bir “Katılım ve Hissedarlar Anlaşması” (Hissedarlar Anlaşması) akdetmişlerdir. Telecom Italia S.p.A. ve TIM, OT’nin hisselerinin devralınması ile ilgili olarak Saudi Oger Ltd. ile görüşmelere devam etmişler ve izin başvurusunun incelenmekte olduğu süreç içinde 4.7.2005 tarihinde Saudi Oger Ltd. ve TIM”Katılım ve Hissedarlar Anlaşması”nı tadil eden ve yeniden düzenleyen yeni bir metin (Anlasma) imzalamışlardır. Bu “Anlasma” ile belirlenen OT’nin sermaye ve yönetim kurulunun yapısı, toplantı ve karar nisabları dikkate alındığında, OT’nin kontrolünün Saudi Oger Ltd.’de olacağı görülmektedir.”

Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu, var olmayan liderinin bazı hisselerinin potansiyel katılımcılara devredilebilmesi için hangi aşamada izin almıştır? İhale Şartnamesine göre Grup üyesi şirketlerin ortaklık yapılarında yapılacak değişiklikler en geç 17 Mayıs 2005 tarihine kadar İdare’ye bildirilmelidir, nitekim ÖİB, yapılan değişiklik başvurularını 21 Haziran 2005 tarihli Basın Duyurusu ile onaylamıştır. Bu tarihten sonraki değişikliklerin onaylanması İhale prosedürlerine aykırı değil midir?

Saudi Oger ile TIM arasındaki anlaşmanın, 25 Haziran 2005 tarihinde yani İhaleye teklif verme tarihinden bir gün sonra yapılmış olduğu anlaşılıyor. İhaleye teklif verme tarihi ile fiyat teklifi zarflarının açılacağı tarih arasında teklif sahiplerinin ortaklık yapısını değiştiren bir anlaşmaya gitmeleri yasal mıdır?

13. Dubai’deki Şirket, hisse devirlerinin rahatça yapılabilmesi için paravan olarak mı kurulmuştur?

14. Saudi Oger Ltd. ve Telecom Italia Mobile International N.V. (TIM), TIM’in Oger Telecoms LLC’ye (OT) katılımı ile ilgili olarak, 25.6.2005 tarihli bir “Katılım ve Hissedarlar Anlasması” (Hissedarlar Anlasması) aktedmelerinin, Başbakan Tayip Erdoğan’ın Lübnan’da Harriri’leri evinde ziyaret etmesinden hemen sonra gerçekleşmesi bir tesadüf müdür?

15. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hem Harriri ile hem de Berlusconi ile arkadaş olmasının, bu ortaklığın oluşmasında payı var mıdır?

16. 26.07.2006 tarihli Sabah gazetesinde yayınlanan ; “Türk Telekom`un yüzde 55`inin Oger Telecoms`a devri sürecinde bazı belgeler üzerinde kimi usulsüz işlemlere imza atıldı. Telekom`un özelleştirilmesi öncesinde Dubai`deki bir bankada açılan hesaba, özelleştirme işlemlerini yapan yetkililere ulaşabilecek şekilde 2.5 milyar dolar para yatırıldı.” İddiaları daha sonra gündeme neden hiç gelmemiştir? Bu soruşturmanın akıbeti ne olmuştur?

17. Özelleştirme aşamasının en iddialı iki kuruluşu, İspanyol Telefonica ve Belgacom’un ihaleden çekilmelerinin gerçek nedeni neydi?

II.B – Türk Telekom’un özelleştirmesinde Abdullah Tivnikli

Bir söz vardır: “Medya yazdıklarıyla değil yazmadıklarıyla kazanır.”

Zaman zaman, neyi yazmadığının mesajını da verir.

26.07.2006 tarihli Sabah gazetesinde “Türk Telekom İhalesinde Rüşvet İddiası” başlıklı Olcay AYDİLEK ve Ersan ATAR imzalı İlginç bir haber yayınlandı; “Cumhuriyet Başsavcılığı, Genelkurmay Askeri Başsavcılığı`ndan iletilen ihbar üzerine, Türk Telekom`unözelleştirilmesinde 2.5 milyar dolarlık rüşvet soruşturması başlattı. İsimsiz bir ihbar mektubundan kaynaklanıyor olmasına karşın iddiaların ayrıntılı ve teknik oluşu, savcıları mektubu çöpe atmak yerine dikkate almaya itti. Danıştay`a da ulaştırılan iddiaya göre, Türk Telekom`un yüzde 55`inin Oger Telecoms`a devri sürecinde bazı belgeler üzerinde kimi usulsüz işlemlere imza atıldı. Ankara`da bomba etkisi yaratan soruşturmayı tetikleyen, Genelkurmay Askeri Mahkemesi Başsavcılığı`na gelen isimsiz bir ihbar mektubu oldu. Edinilen bilgiye göre mektupta, Telekom`un özelleştirilmesi öncesinde Dubai`deki bir bankada açılan hesaba,özelleştirme işlemlerini yapan yetkililere ulaşabilecek şekilde 2.5 milyar dolar para yatırıldı.İddia sahibi, paranın, Türk Telekom`un yüzde 55`ini satın alan Oger Telecoms tarafından yatırıldığını öne sürerek banka hesap numaraları vermekteydi. İddiayla ilgili ilk inceleme, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil`in `haksız mal edinmekten` mahkum olduğu davayı açan Genelkurmay Askeri Başsavcısı Kıdemli Albay Saim Öztürk`ten geldi. Öztürk, mektubu, `ihbar eden` sıfatıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Danıştay`a gönderdi. Şimdi Neşter soruşturmasını yürüten Savcı Ömer Suha Aldan bu davayı yürütecek.” Ama bu davanın sonucu ne oldu kimse öğrenemedi.

İsmet Berkan’ın 11.09.2008 tarihli Radikal gazetesinde yer alan yazısı da “Türk Telekom” konusunda gerektiğinde neler yazılabileceğinin ipuçlarını veren ilginç bir yazıdır.

İsmet Berkan; Becerikli Abdullah Bey başlıklı yazısında şöyle diyor;

“Biz bugün de ‘memleketin birinden’ söz etmeye devam edelim…

O memlekette kamu otoritesi çok büyük, çok değerli bir şirketini satışa çıkarmıştır. Bu, uzun yıllardır beklenen, dünyanın dört bir yanından o sektörde yer alan devlerin katılması umulan ve milyarlarca dolar tutması beklenen bir satıştır.

Satışla ilgilenenler arasında bir bölge ülkesinin eski başbakanının şirketi de vardır. O eski başbakan, bu bölgede işlerin nasıl yürüdüğünü bildiği için kuvvetli bir yerli ortak da aramaktadır.

‘Kuvvetli yerli ortak’tan kasıt, mali kuvvet değil siyasi kuvvettir. ‘Kuvvetli yerli ortak’ın hükümet nezdinde, özellikle de satışı gerçekleştirecek olan hükümet nezdinde etkili olması beklenmektedir. Bu bölge ülkesinin eski başbakanı, kendisine ulaştırılan listeden kimi yerli işadamlarıyla bizzat görüşmeler yapar, ortaklık önerilerinde bulunur. Ama nedense kimse öneriyi kabul etmez.

Bu görüşmelerinden birinde, hükümetle bağlantılarını ve bilgi alma kabiliyetlerini anlatmak için görüştüğü işadamlarından birine ‘Hükümetle bağlantılarımızı sağlıyor’ diyerek bir isim de verir. Üstelik bu ismi, kendisine ait ofiste görüşüyor olmasına rağmen yüksek sesle dile getirmez de onun yerine küçük bir kâğıda yazıp muhatabına okutur. Kâğıttaki isim, Türkiye’de mukim bir yabancı uyruklu gazetecidir, bu gazeteci için ‘Kendi ülkesince Türkiye’ye yerleştirilmiş kışkırtıcı ajan’ olduğuna dair raporlar vardır; hadi biraz daha tarif edeyim, bu gazeteci o eski başbakanın ülkesini yıllardır fiilen idare eden, hatta uzunca bir süre işgal de eden komşu ülkenin uyruğunu taşımaktadır.

Aradan zaman geçer, bu eski başbakanın şirketi kendine bir türlü ‘kuvvetli yerli ortak’ bulamaz ya da bu böyle sanılır, ihale tarihi gelir ve bir bakılır ki ülkenin bu dev, kendi alanında tekel oluşturan şirketine, o sektörde dünyaca tanınmış hiçbir şirket ciddi olarak talip değildir. İhale sonunda şirket, bölge ülkesinin eski başbakanının sahibi olduğu dev gruba satılır. Fiyat da kötü değildir.

Şirketin yeni sahiplerinin kontrolüne girmesinden sonra, bütün devralınan büyük kamu şirketlerinde olduğu gibi, yeni yönetim bir konsolidasyona gitmek için şirketin iş yaptığı ana iş kolu açısından çok önemi olmayan varlıklarını ve verimsiz birimlerini devreden çıkarmaya hazırlanır.

Bu şirketin de satılabilir nitelikte çok sayıda gayrimenkulü vardır. Bir başka yerli işadamı, şirketin bu satılık gayrimenkullerinin bazılarıyla ilgilenir, almak ister ve bu amaçla şirketin yabancı uyruklu genel müdürünü ziyaret eder. Genel müdür, işadamına ‘Bu işle ben doğrudan ilgilenmiyorum, sen Abdullah beye git, onunla konuş’ der.

Peki kimdir Abdullah bey? Resmi düzeyde şirketle hiçbir ilgisi olmayan, bir yandan kendi ihracat şirketini yöneten, bir yandan da faizsiz bankacılık yapan bir yabancı kökenli bankanın yönetim kurulunda yerli başkan yardımcısı olarak görev yapan bir kişidir bu.

İşadamı, Abdullah beyle ilgili bilgi edinmeye çalışır ve o zaman görür ki Abdullah bey dışarıda durmasına rağmen söz konusu şirketin bazı işleriyle doğrudan bağlantılı, hatta neredeyse son sözü söyleyen kişi konumundadır. Özellikle eleman alımı gibi konularda. Hattaşirket yönetim kurulunda Abdullah beyi temsil eden bir kişi de görev yapmaktadır.

Bir süre sonra Abdullah beyin o şirketin aslında yüzde 10 ortağı olduğu söylentisi kulağına gelir işadamının. Üstelik bu söylenti bir hayli yaygındır, hatta o şirketin tedarik zincirinde yer alan veya şirketin büyük müşterileri arasında olanlar için bu durum söylenti değil bir vakıadır.

Oysa Abdullah bey, hali vakti yerinde bir kişi olmasına rağmen, o şirketin yüzde 10 ortağı olabilecek bir servete sahip olacak durumda da değildir. Kaldı ki, şirket kayıtlarında zaten böyle bir yüzde 10 ortaktan söz edilmemektedir. Acaba Abdullah bey gerçekten hissedarsa, şirkete sahip olan şirket veya şirketlerin yurtdışındaki birimlerinde mi hissedardır? Bu konu da aydınlığa kavuşamaz, çünkü sahip konumundaki şirket ve şirketler, şeffaflığıyla meşhur olan ülkelerde mukim değildir, tam tersine kapalı ilişkilerin yürüdüğü ülkelerdedir o şirketler çoğunlukla.

Peki kimdir Abdullah bey? Ayakkabıların kapı önünde çıkarıldığı dairelerden oluşan bir mütevazı apartmanda oturan, dini bütün ve kendi ticaret yaptığı alanda (hububat) başarılı bir işadamıdır.

Hemen akla, ‘Acaba Abdullah bey başka birilerinin mutemedi midir?’ sorusu gelir ama bunu kanıtlamaya, Abdullah bey konuşmadıkça imkân yoktur. Ancak, bölge ülkesinin eski başbakanının (ki kendisi daha sonra bir suikasta kurban gitti) bu devasa şirketi almaya hazırlanırken hükümetle sağlam bağlantılar aradığı, bunun için her şeyi göze aldığı hatırlanacak olursa, Abdullah beyin rolünü daha ayrıntılı düşünmek gerekir.

Son olarak, Abdullah beyin becerikliliği üzerine birkaç not: İddiaya göre Abdullah bey, sahibi olduğu yüzde 10 hisse için henüz para ödememiştir ama ‘opsiyon’ kullanmaktadır. Bu dönemde,şirkete sahip olan ana şirketin bir kısım hissesi el değiştirir. Bu el değiştirme sırasında, bizim konumuz olan şirketin değeri satınalma değerinin hemen hemen iki katı olarak gösterilir. Ve dolayısıyla Abdullah beyin henüz parasını ödemediği hisseleri de iki kat değerlenir. Yani Abdullah bey durduğu yerde ve taş atıp eli yorulmadan dünyanın parasını kazanır. Daha da ilginci, bu hisse el değiştirmesinin ilan edildiği törende, sözde bu işlerde hiçbir dahli olmayan, adı hiçbir resmi kâğıtta yazmayan Abdullah bey de bulunmaktadır.

Törene ilişkin fotoğraflarda bilen gözler Abdullah beyin gülümseyen çehresini görmüşlerdir. ‘Becerikli Abdullah bey’in henüz parasını ödemediği hisselerinin değeri konusunda bir fikir vermesi için bazı farazi rakamlar vermek de isterim. Diyelim kamu otoritesinin sattığı büyük şirketin ihale değeri 11 milyar dolar, Abdullah beyin yüzde 10 hissesinin değeri ise 1.1 milyar dolar olsun. Daha sonra bu şirketin değeri 20 milyar dolar olarak gösterilsin, yani Abdullah beyin ‘serveti’ oturduğu yerde farazi olarak 900 milyon dolar artmış olsun.”

Berkan, yazısında Türkiye yerine memleketin birisi ifadesini kullanırken Türk Telekom ismini hiç geçirmiyor. Ancak öldürülen bir başbakanın şirketinin satın aldığı tekel konumundaki şirket. 11 milyar dolarlık piyasa değeri, yabancı genel müdür gibi ifadeler okuyucuyu Türkiye’ye ve Türk Telekom’a götürüyor. Yani gerekli yerlere gerekli mesajlar veriliyor; “Bizim üzerimize fazla gelmeyin, gerekirse bildiklerimizi açıklarız…”

İşin ilginci, İsmet BERKAN bir daha bu konuyu hiç gündeme getirmedi.

Becerikli Abdullah Bey hakkında, TBMM’de milletvekillerince verilen soru önergelerinde, Başbakandan aşağıdaki soruları cevaplaması istendi:

“Türk Telekom`un özelleştirilmesi öncesinde, Kuveyt Türk Yatırım Bankası Yönetim Kurulu Başkan Vekili Abdullah Tivnikli`nin, Türk Telekom`un, Saudi Oger`e verilmesi konusunda, Hükümet ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı nezdinde lobi çalışması yaptığı doğru mudur?

Türk Telekom`un özelleştirilmesi öncesinde, Abdullah Tivnikli`nin, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile birlikte Lübnan`a Hariri Ailesi ile görüşmeye gittiği ve bu görüşmelerde Türk Telekom ihalesinin konuşulduğu doğru mudur?

Türk Telekom`un devri nedeniyle Oger`in 14 Kasım`da Ankara Sheraton Oteli`inde verdiği kutlama yemeğine katılan Abdullah Tivnikli`nin yemek sonrası Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Türk Telekom`daki ihale sonrası yapılanmayı ele aldıkları iddiası doğru mudur?

Türk Telekom Yönetim Kurulu`nda yer alan Metin Ercan ve Emin Başer ile insan kaynaklarından sorumlu Genel Müdür Yardımcısının Personel atamaları konusunda Abdullah Tivnikli`den talimat aldıkları doğru mudur?

Türk Telekom`da mal ve hizmet alımlarını Emin Başer ile Metin Ercan`ın, Abdullah Tivnikli adına yürüttüğü iddiaları doğru mudur?

Abdullah Tivnikli`nin Telekom İtalia ile ağırlıklı olarak Avea`daki yüzde 40 hissenin el değiştirmesine dayanan bir ortaklığı olduğu iddiası doğru mudur?

Türk Telekom`a bağımsız üye olarak Oger tarafından atanan Metin Ercan`ın daha önce Kuveyt Türk`e danışmanlık yaptığı doğru mudur?

Ama bu sorulara cevap alınamadı.

Bu sorulara bir soru da biz ilave edelim: Hissedarlar Sözleşmesinde 3 (üç) yıl olarak tanımlanmış olan “Stratejik Taahhüt Süresi”nin bitimine tekabül eden 14 Kasım 2008 tarihinde yapılmış olan Olağanüstü Genel Kurul’da, Abdullah Tivnikli’nin Türk Telekom Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçilmiş olması bir tesadüf müdür? Yoksa “Stratejik Taahhüt Süresi” ile birlikte “Hisse Devir Yasağı” da sona ermiş olduğuna göre, Türk Telekom hisselerinde yapılması öngörülen ya da planlanan devirlerinin başlayacağının bir işareti midir?

EVET SORUYORUZ: TÜRK TELEKOM’UN GİZLİ ORTAĞI VAR MIDIR? BU GİZLİ ORTAĞI -ORTAKLARI- ABDULLAH TİVNİKLİ’NİN TEMSİL ETTİĞİ İDDİASI DOĞRU MUDUR?

II.C – Türk Telekom’un Fiyatı

Gazeteler Türk Telekom Özelleştirmesini, “Rekor Fiyat”, “Türkiye Zor Engeli Aştı”, “Özelleştirmede Rekor Büyüklük”, “En Büyük Özelleştirme” başlıkları ile verdiler. “Türk Telekom’un değeri 2 milyar doları geçmez”, “Türk Telekom değerini kaybetti” diye şartlanan kafalar için, Türk Telekom’un %55’i için verilen 6.5 milyar dolar “Rekor Fiyat” tır.

Türk Telekom’un satış bedelinin içinde Avea’nın % 40 payı da vardır. Avea , İtalyan TİM’e ait Aria ve Türk Telekom’a ait Aycell’in birleşmesi ile oluşmuştur. Aria Lisans bedelini yapılan ihale ile 2,5 Milyar Dolara almıştır. Aynı miktarı Türk Telekom Aycell için Hazineye ödemiştir. Yani Avea için Hazineye ödenen Lisans Bedeli 5 Milyar dolardır. Bunlara bir de yapılan yatırımları, kazanılan aboneleri ekleyin. En kötümser değerlendirmeyle Avea’daki Türk Telekom hissesinin değeri bir Milyar Doların üzerindedir. İspanyol Telefonica’nın Avea’nın yönetimindeki belirsizliği ileri sürerek ihaleden çekilmesi üzerine; Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın Avea’nın Türk Telekom’un küçük bir iştiraki olduğunu belirterek, “İhaleden çekilenler, Avea’yı bahane ediyor” dediğini hatırlayalım. Asgari hisse değeri bir milyar doların üzerinde olan bir iştirak, Ulaştırma Bakanı tarafından “ihaleyi etkilemeyecek küçük bir iştirak” olarak değerlendiriliyorsa varın Türk Telekom’un değerini siz hesap edin.

Hiçbir satıcı; “malım kötü” demez. Ama nedense 2002 ‘den sonra Türk Telekom’un başına gelen yöneticiler TÜRK TELEKOM’u kötülemek için elinden geleni yaptılar; “Türk Telekom bugüne kadar kötü yönetilmiştir.”, “Türk Telekom’da ihtiyacın çok üzerinde personel var”, “Türk Telekom’da yalnızca 1000 vasıflı eleman var”, “Kârı sürekli gündeme taşıyıp, Telekom ihalesinden abartılı bir rakam beklemek doğru değildir.

” Türk Telekom ihalesinden 10 gün önce, 5 milyon aboneli, 500 milyon dolar kâr eden Pakistan Telekom’un % 26’sının 2,6 milyar dolara satıldığı, yani tamamına 10 milyar dolar değer biçildiği dikkate alındığında durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Türk Telekom’un Avea’daki payını dikkate almayın. Pakistan Telekom’un % 26’sını alan şirketin yönetimde söz sahibi olamayacağını da görmezlikten gelin. Yalnızca abone sayısı ve kârını baz aldığınız zaman bile, gerek abone sayısı gerekse kârı Pakistan Telekom’un 4 katı olan Türk Telekom’un toplam değerinin asgari 40 milyar dolar, %55’inin değerinin de asgari 22 milyar dolar etmesi gerekirdi.

4.Ağustos 2006 tarihinde bir demeç veren Paul Doany, Telekom özelleştirmesi öncesinde Şirketin 10 Milyar Doların altında satılmayacağını düşündüklerini, kaybetmeye hazır olduklarını anlatan Paul Doany “Telekom Stratejikti, Ben Etisalat ile Koç’un tekliflerine şaşırdım. Neden düşük fiyat verdiler?” Diyordu. Paul Doany’nin bu açıklaması bile tek başına Türk Telekom’un ederinin çok altında satıldığını göstermektedir.[Dünya Gazetesi 04.08.2006 “Telekom’un %20’si Halka Arz Edilecek”]

Bütün bunların yanında,

Türk Telekom’un satış fiyatının, son iki yılın (2004-2005) brüt kârı (Kurumlar Vergisi Matrahı) civarında olduğu, (Türk Telekom’un 2004 yılı brüt karı 3.473.416.673,00.- YTL , 2005 yılında da 4.412.796.341,52.-YTLdir. Yani bu iki yılın brüt karı yaklaşık 5,23 Milyar ABD Dolarıdır.

Hazinenin, Türk Telekom’un özelleştirilme sonrası uğradığı gelir kaybı (Mahrum kaldığı kâr payı, İndirilen Kurumlar Vergisi, TT özelleştirmesini cazip kalmak için kaldırılan vergi ve fonlar) ile fuzulen yüklendiği giderler (Kamuya nakledilen personelin ücretleri ve emekli ikramiyesi) toplamının dört yıllık karşılığı Türk Telekom’un satışından elde ettiği gelire denk düştüğü,[Bu konu ilerdeki bölümlerde etraflıca açıklanmıştır]

Oger Telecom’un, Türk Telekom’un blok satışında ödediği meblağın yaklaşık %50’sini 2009 yılı sonuna kadar kâr transferi olarak geri aldığı anlaşılmaktadır.

OGER TELECOM’UN KÂR TRANSFER TABLOSU
 Oger Telecom
YılıTT.Net Kar *Kar PayıToplam Kar Transferi
2005 Gerçekleşme1.762.408161554161554
2006 Gerçekleşme2.208.3491.214.5921.376.146
2007 Gerçekleşme2.508.1971.379.5082.755.654
2008 Gerçekleşme1.752.212963.7173.719.371
2009 Gerçekleşme1.831.7801.007.4794.726.850
2010 Tahmin1.905.5721.048.0645.774.914
2011 Tahmin1.704.697937.5836.712.497
2012 Tahmin1.814.016997.7097.710.206
2013 Tahmin1.808.095994.4528.704.658
2014 Tahmin1.775.602976.5819.681.240
2015 Tahmin1.726.922949.80710.631.047
*-Dağıtılabilir Kar, Vergi sonrası kar

Oger Telecom %55 Blok Satış bedeli (6,55 Milyar Dolar) karşılığı Yaklaşık 9,825 Milyar TL’dir. Rakamlara 000 ilave ederek okunmalıdır. Ki bu transferin içinde, Türk Telekom’un Oger Telecom’a ödediği danışmanlık ücreti, Oger Telecom’un aracılık hizmetleri, Oger Telecom’u temsil eden Yönetim Kurulu üyelerine ve Oger Telecom kökenli yöneticilere ödenen ücretler yoktur.[Ücret deyip geçmemek lâzım. Türk Telekom Genel Müdürü Paul Doany 2006 ve 2007 yıllarında aldığı ücretle, Ankara Gelir Vergisi rekortmeni olmuştur]. Muhtemelen 2014 sonunda ödediği paranın tümünü ülkesine transfer etmiş olacağı, Hususları dikkate alındığında;

TÜRK TELEKOM’UN ÇOK UCUZA SATILDIĞI ORTADADIR. BUNA “PEŞKEŞ” DİYENLERİN HAKSIZ OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİR MİSİNİZ.

II.D – Avea’nın Durumu

Türk Telekom İhalesinden önce İtalyan TİM; AVEA’nın ‘yönetim, ortaklık, hisse’ meselesi çözülmezse ‘ihaleye girmeyeceğini, Türkiye’den çekileceğini, Uluslararası tahkime gideceğini’ ilan edip, Türk Devletini tehdit etmiştir.

30.04.2004 tarihinde Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan Türk Telekom ihalesini alamamaları durumunda Avea’dan çekileceğini, tahkime gideceğini açıklayan Telekom Italia’nın kararının özelleştirme sürecini aksatmayacağını söylemiştir.

Ancak, Avea’nın durumundaki belirsizlikler, en ciddi alıcı İspanyol Telefonica’nın ihaleden çekilmesine neden olmuştur.

Daha sonra, Oger Telecom ve İtalyan TİM Türk Telekom ihalesine birlikte katılmışlardır.

Bu konudaki tereddütlerin daha iyi anlaşılabilmesi için “OGER TELECOM’UN YETERLİLİĞİ” bölümünde belirtilen tespit ve soruları burada da tekrar etmek durumundayız..

Rekabet Kurulu’nun, “Özelleştirme Nihai Bildirimi” ile ilgili 21 Temmuz 2005 tarihli Kararı’nda: “Telecom Italia Mobile International N.V.’nin OT’nin Hissedarı Olması; Oger Telecoms OGG, Özellestirme Idaresi’ne yapmış olduğu ön yeterlilik başvurusu ile Ortak Girisim Grubu lideri olan OT’nin bazı hisselerinin ihalenin gerçekleşmesi aşamasından sonra potansiyel katılımcılara devredilebilmesine yönelik izin almıştır. Oger Telecoms OGG adına hazırlanan Bildirim Formu’nda, Telecom Italia International N.V., Telecom Italia S.p.A ve TIM International N.V., OT’nin bazı 260 hisselerinin sahibi olabilecek “Muhtemel Alıcılar” olarak tanımlanmıştır. Bu teşebbüslerin tek baslarına ya da birlikte, Oger Telecoms LLC hisselerinin ancak %20’ye kadar olan kısmını devralabilecekleri belirtilmektedir. Aynı bilgi Saudi Oger Ltd. vekilinin 8.7.2005 tarihli yazısındaki; “TIM’in Oger Telecoms’taki hisse payının en fazla %20 olması beklenmektedir. TIM, Oger Telecoms’ta herhangi bir yönetim ve kontrol hakkına sahip olmayacaktır.” ifadeler ile teyit edilmektedir.

Saudi Oger Ltd. ve Telecom Italia Mobile International N.V. (TIM), TIM’in Oger Telecoms LLC’ye (OT) katılımı ile ilgili olarak, 25.6.2005 tarihli bir “Katılım ve Hissedarlar Anlaşması” (Hissedarlar Anlaşması) akdetmişlerdir. Telecom Italia S.p.A. ve TIM, OT’nin hisselerinin devralınması ile ilgili olarak Saudi Oger Ltd. ile görüşmelere devam etmisler ve izin basvurusunun incelenmekte oldugu süreç içinde 4.7.2005 tarihinde Saudi Oger Ltd. ve TIM”Katılım ve Hissedarlar Anlaşması”nı tadil eden ve yeniden düzenleyen yeni bir metin (Anlaşma) imzalamışlardır.

İhale Şartnamesine göre Grup üyesi şirketlerin ortaklık yapılarında yapılacak değişiklikler en geç 17 Mayıs 2005 tarihine kadar İdare’ye bildirilmelidir, nitekim ÖİB, yapılan değişiklik başvurularını 21 Haziran 2005 tarihli Basın Duyurusu ile onaylamıştır. Bu tarihten sonraki değişikliklerin onaylanması İhale prosedürlerine aykırı değil midir?

Saudi Oger ile TIM arasındaki anlaşmanın, 25 Haziran 2005 tarihinde yani İhaleye teklif verme tarihinden bir gün sonra yapılmış olduğu anlaşılıyor. İhaleye teklif verme tarihi ile fiyat teklifi zarflarının açılacağı tarih arasında teklif sahiplerinin ortaklık yapısını değiştiren bir anlaşmaya gitmeleri yasal mıdır?

Saudi Oger Ltd. ve Telecom Italia Mobile International N.V. (TIM), TIM’in Oger Telecoms LLC’ye (OT) katılımı ile ilgili olarak, 25.6.2005 tarihli bir “Katılım ve Hissedarlar Anlasması” (Hissedarlar Anlasması) aktedmelerinin, Başbakan Tayip Erdoğan’ın Lübnan’da Harriri’leri evinde ziyaret etmesinden hemen sonra gerçekleşmesi bir tesadüf müdür?

Başbakan Tayip Erdoğan’ın hem Harriri ile hem de Berlusconi ile arkadaş olmasının, bu ortaklığın oluşmasında payı var mıdır?

Ve bir başka can alıcı soru: İhaleyi başka bir firma kazansaydı “AVEA” sorunu nasıl aşılacaktı.

II.E – Türk Telekom’la Birlikte “Bedelsiz” Verilen Değerler

Gerek İmtiyaz Sözleşmesinde, Gerek Hisse Devir Sözleşmesinde gerekse ihale şartnamelerinde bir hüküm bulunmadığı için, aslında Türk Telekom’a devir edilmemesi gereken bazı hak ve değerler Türk Telekom ile birlikte Oger Telecom’un kullanımına geçmiştir. Bunları; Türk Adı, Türk Telekom Müzesi, Türk Telekom Spor Kulübü ve Sağlık Yardım Sandığı olarak sıralayabiliriz.

1) Türk Adı

Şirketlerin isimlerini seçerken bazı yasal kısıtlamalara tabi tutulması kaçınılmazdır. Nitekim Türk Ticaret Kanunun 48. maddesinde, ” (Türk), (Türkiye), (Cumhuriyet) ve (Milli) kelimeleri bir ticaret unvanına ancak İcra Vekilleri Heyeti kararıyla konabilir.” Hükmü yer almaktadır. Bakanlar Kurulu da bu konuda karar verirken şirketin sermaye yapısını ve iştigal konusunu göz önünde bulunduracağı – bulundurması gerektiği – , haksız rekabeti engellemeyi hedefleyeceği – hedeflemesi gerektiği- kuşkusuzdur.

Türk Telekomünikasyon A.Ş, %55 hissesinin Oger Telekom’a devredildiği tarihten bu yana hem unvanında, hem de markasında (Türk Telekom) “TÜRK” kelimesini kullanmaya devam etmektedir. Bu süre zarfında, Resmi Gazetede, Türk Telekomünikasyon AŞ’nin “TÜRK” ismini kullanabileceği yolunda bir Bakanlar Kurulu kararı da yayınlanmamıştır. Bu hususla ilgili olarak; “Türk Telekomünikasyon A.Ş Kanunla kurulmuştur, tüzel kişiliği devam etmektedir, dolayısıyla Türk adını kullanması için yeni bir bakanlar kurulu kararına gerek yoktur.” Şeklinde itirazda bulunmak da mümkündür. Ancak; bir Şirketin sermaye yapısı değiştikten, daha açık ifadeyle %50’den fazlası yabancı sermayenin eline geçtikten sonra; Türk, Türkiye, Cumhuriyet gibi isimleri muhafaza ettiği bir örnek bulamadık. Sermaye yapısı değiştikten sonra, genelde Şirketler ticaret unvanlarındaki Türk, Türkiye, Cumhuriyet kelimelerini kaldırmaktadırlar. Hemen iki örnek verelim, Türk Petrol ve Madeni Yağlar Türk A.Ş (Türk Petrol) 12 Eylül 1988’de sermaye yapısı değiştikten sonra adını da Turcas Petrol A.Ş olarak değiştirmiştir. Keza, Türk Dış Ticaret Bankası (Dışbank) çoğunluk hisselerinin yabancı yatırımcılara satılması sonrası yaptığı Olağanüstü Genel Kurulda, ticaret unvanını Fortis Bank olarak değiştirmeye karar vermiş ve bu kararı uygulamıştır.

Öte yandan Türk Ticaret kanununun 57. maddesinin 3. fıkrasında da; “Kendi şahsi durumu, emtiası, iş mahsulleri, ticari faaliyeti veya ticari işleri hakkında yanlış veya yanıltıcı malumat vermek” haksız rekabete yol açan, hüsnüniyet kurallarına aykırı fiiller arasında sayılmıştır.

Bugün Türk Telekomünikasyon AŞ’nin müşterilerinden önemli bir bölümü, Şirketin özelleştiğinden, bir bölümü de sermayesinin %55’inin yabancılara ait olduğundan haberdar değildir. Şirket, ismindeki “TÜRK” kelimesi nedeni ile hâlâ bir kamu şirketi gibi algılanmakta, kamuya duyulan güvenden yararlanmakta, kendini yenileyememesine, müşteri ilişkilerinde bir gelişme sağlayamamasına rağmen, bu durum, müşterilerince kamu şirketi olarak algılandığı için hoşgörü ile karşılanmaktadır. Bazı Mülki Amirler bile Türk Telekomünikasyon AŞ’yi bir kamu şirketi gibi görmekte, yalnızca kamu kuruluşlarının katıldıkları İl Koordinasyon kurullarına Türk Telekom yetkililerini de davet etmektedirler. Bu hatalı algılama, sektörde tam rekabetin gerçekleşmesini engellemekte, yeni oyuncuların pazardan yeterli pay alamamalarına neden olmaktadır. Türk Telekomünikasyon A.Ş, ticaret unvanını ve markasını değiştirmeyerek, “Türk’ün adını sömürmektedir.”

Harriri’lerin %55 hissesine sahip olduğu, Paul Doany’nin Genel Müdür ve CEO olarak görev yaptığı Türk Telekomünikasyon AŞ’nin ticaret unvanında “Türk” kelimesinin yer alması, bana komik ötesi bir olay olarak gözüküyor. Ayrıca, Osmanlı Meclisi Mebusanında konuşan Rum Mebus Boşo Efendinin, kendisinin Osmanlılıkla alakasının olmadığını vurgulamak için söylediği cümleyi hatırlatıyor: “Ben ancak Osmanlı Bankası kadar Osmanlıyım” [Osmanlı Bankası, “Osmanlı” ismini taşımasına karşın, Fransız sermayeli bir banka idi]

Kısacası; Türk Telekom da, ancak Harriri’ler kadar Türk’tür.

Dolayısıyla hukuki olmayan, hukuki olsa bile etik olmayan, yanlışlığı tartışmasız olan bu komediye bir son verilerek, şirketin ticaret unvanındaki ve markasındaki “Türk” kelimesi kaldırılmalıdır.

2) Türk Telekom Müzesi

Özelleştirme İdaresi Başkanlığının Hazırladığı ve web sitesinde yayımlanan “Türkiye’de Özelleştirme” isimli çalışmada, Özelleştirme Programının Amacı şu şekilde tanımlanıyor; “Özelleştirme ile devletin ekonomideki sınai ve ticari aktivitesinin en aza indirilmesi hedeflenirken, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluşturulması, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün azaltılması, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması, bu yolla elde edilecek kaynakların altyapı yatırımlarına kanalize edilebilmesi mümkün olacaktır.”

Kültür bir sınai ve ticari aktivite midir? Özelleştirilen kurumların tarihi ve kültürel birikimleri, mevcut ticari faaliyetlerini yürütmesine herhangi bir katkısı olmayan ancak tarihi değer taşıyan arşivleri, belgeleri, varsa müzeleri özelleştirme kapsamında kurumların yeni sahiplerine mi devredilmelidir? Yoksa tarihi belgeler ve müzeler Kültür Bakanlığına mı aktarılmalıdır? Tarih Şuuru olan hiçbir ülkede, tarihi önemi olan tek bir belge veya eşya o kuruluşu satın alanın keyfine terk edilmez.

Daha önce özelleştirilen, arşivleri Türk Ekonomi Tarihi’nin temel kaynakları olan, Etibank’ın, Sümerbank’ın, İskenderun Demir Çelik Fabrikalarının, Tüpraş’ın, Çimento Fabrikalarının, Yarımca Porselen’in, Denizbank’ın, Petrol Ofisi’nin arşivleri ne oldu bilmiyoruz.

Türk Telekom’un özelleştirilmesi sırasında, devir sözleşmesinde “Telekom Müzesi” ve “Türk Telekom’un Arşivleri” konusunda herhangi bir hüküm konmadığı için, Telekom Müzesi ve arşivler özelleştirme kapsamında Oger Telekom’a devredildi.

24 Nisan 2002 tarihinde açılan Telekom Müzesi çok kapsamlı bir müze değildi. Belki bazı özel kolleksiyonlarda bile antika değeri daha yüksek eşyalar bulmak mümkün. Ama o müze, Tarih Şuuruna sahip bir avuç Türk Telekomcu’nun emekleri ile kurulmuştu. 2001 yılında yayımlanan bir tebliğ ile Türkiye Genelindeki tüm abone dosyaları taranarak tarihi değer taşıyan tüm belgeler toplatılarak Müzeye teslim edilmişti. Neler yoktu ki O belgelerin içinde; Osmanlı PTT Nazırlığı ile Erkanı Harbiye Reisliğinin imzaladığı Hususi Hat Sözleşmeleri, Dersaadet Telefon Şirketi’nin düzenlediği sözleşmeler, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Adnan Menderes, Şükrü Saraçoğlu, Alparslan Türkeş, Cahit Külebi, Rıfat Ilgaz, Zeki Müren gibi ünlü siyaset, devlet adamı ve sanatçıların telefon abonman sözleşmeleri ile kuruma gönderdikleri dilekçeler. Müzede ayrıca; Dersaadet Telefon Anonim Şirket-i Osmaniyesi Telefon Rehberi, 1940’lı 50’li yılların çeşitli illere ait telefon rehberleri, çeşitli dönemlere ait telgraf, teleks ve telefon makineleri ile ankesörlü, jetonlu telefonlar ve sahra telefonları yer almaktaydı.

Bunlar Türk Milletinin malıdır. Gerek Türk Telekom müzesi ve arşivlerinin, gerekse geçmişte özelleştirilen tüm kurumların benzeri değerlerinin akıbetleri araştırılarak, ilgisine göre Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ve Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğüne devri sağlanırsa, “Tarih Şuuru”na sahip olma yolunda önemli bir adım atmış oluruz.

3) Türk Telekom Spor Kulübü

Türk Telekom Spor Kulübü 1954 yılında Sarı-siyah renklerle kurulan PTT’nin devamıdır. 1995 yılında PTT’nin ikiye bölünmesinden sonra, PTT Spor Kulübü 1998 yılında Türk Telekom Spor Kulübü adını aldı. Renkleri de Turkuaz/Mavi/Beyaz olarak değişti.

Türkiye 1. Futbol Liginde; Ertan Adatepe, Metin Türel, Levent (Hans), Şükrü Birand, Metin Kurt, Yusuf Katırcıoğlu gibi değerleri Türk Futboluna kazandıran Türk Telekom (PTT) Spor Kulübü Basketbolde de büyük başarılara imza attı.

Basketbolde 4 kez Türkiye Kupası finali oynayan Mavi – Beyazlı ekip, iki kez Cumhurbaşkanlığı Kupası finaline çıkarken bir kez bu büyük kupayı müzesine taşıdı. Basketbolcuları bir kez lig birincisi oldu. Birkez de play-off finalinde mücadele etti. Avrupa Kupaları’nda 4 kez Koraç Kupası, 2 kez Saporta Kupası, iki kez de FIBA CUP’da mücadele etti. Türk Telekom ekibi 2006-2007 sezonunda FIBA CUP’da çeyrek finale kadar yükseldi.

Bayan voleybolcular ise, 2004, 2005 ve 2007 yıllarında Avrupa Kupaları’nda Türkiye’yi temsil etme hakkını elde etti.

İşte böyle bir geçmişi olan bu spor kulübü, gerek İmtiyaz, gerek hisse devir sözleşmelerinde, gerekse satış şartnamesinde bu konuda bir hüküm bulunmadığından Türk Telekom’un satışı ile Türk Telekom’un yönetim ve kontrolünde kaldı.

Ayrıca; “Türk Telekom” ön adıyla çeşitli Kentlerde kurulmuş spor kulüpleri de vardır. Bunlardan profosyonel futbol liglerinde yer alanlar, çeşitli spor branşlarında (atletizm, bisiklet, masa tenisi vb.) uluslar arası yarışmalarda dünya şampiyonluklarına imza atanlar vardır.

Türk Telekom Spor Kulüplerinin küçümsenemeyecek bir marka değerinin bulunmasına, Türk Telekom’un tanınmasında önemli etkisinin bulunmasına karşın, Spor Kulüplerinin bedelsiz olarak Türk Telekom’un yönetim ve denetimine bırakılması da ilginçtir.

4) Sağlık Yardım Sandığı

4502 sayılı yasanın 13. maddesi ile 406 sayılı kanuna eklenen Ek Madde 23, 21.07.1954 tarihinde yayımlanan PTT SAĞLIK YARDIM SANDIĞI NİZAMNAMESİ ile kurulan PTT SYS sandığının devamı niteliğindeki Türk Telekom SYS’nin hukuki durumu netleştirilmiştir.

“EK MADDE 23. – Türk Telekom’un yönetim kurulunca tayin edilecek şartlar çerçevesinde Türk Telekom çalışanları ve bunların ailelerinin tedavileri ile uğraşmak üzere mevcut Sağlık Yardım Sandığının devamı niteliğinde bir “Türk Telekom Sağlık Yardım Sandığı” kurulur. Bu Sandığın kaynakları:

a) Türk Telekom’un her yıl bütçesine personel aylıkları karşılığı olarak ödenecek olan ödenek tutarının %0 1’ine kadar verilecek paralardan,
b) Personelin aylıklarının % 1 oranından fazla olmayacak şekilde yapılacak kesintilerden ,
c) Sandık sermayesinin işletilmesinden ve faaliyetlerinden doğacak faiz ve sair gelirlerden,
d) Bağışlardan,
e) Diğer gelirlerden,
Oluşur.

Sandığın teşkilâtı, görev, yetki ve yükümlülükleriyle uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Sandığın tasfiye edilmesi, özel sağlık sigortası sistemine dönüştürülmesi veya gerekli görülecek diğer düzenlemelerin yapılması hususları 31.12.2003 tarihine kadar Türk Telekom Yönetim Kurulu tarafından düzenlenir.”

Bu maddedeki en önemli hüküm; “Sandığın teşkilâtı, görev, yetki ve yükümlülükleriyle uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Sandığın tasfiye edilmesi, özel sağlık sigortası sistemine dönüştürülmesi veya gerekli görülecek diğer düzenlemelerin yapılması hususları 31.12.2003 tarihine kadar Türk Telekom Yönetim Kurulu tarafından düzenlenir” hükmüdür.

Yani SYS’nin nihai yapısının 31.12.2003 tarihine kadar düzenlenmesi gerekirdi.

Yasa koyucu 31.12.2003 tarihini tesadüfen belirlememiştir. Bilindiği üzere 4502 sayılı yasa telekomünikasyon sektörünün serbestleşmesi için 1.1.2004 tarihini belirlemişti. Serbestleşmeden hemen sonra da özelleşme öngörülüyordu. 31.12.2003 tarihi belirlenirken, özelleştirmeden hemen önce, Yönetim Kurulunun; Türk Telekom’da çalışmaya devam edeceklerin de ayrılacakların da Sağlık Sorunlarını çözecek bir sandık kuracağı veya sandığı tasfiye ederek parasını çalışanlara dağıtacağı, böylece personelin motivasyonunun en üst düzeyde tutulacağı varsayılmıştı.

Türk Telekom Yönetim Kurulunun 18.12.2003 günü yaptığı 49 no.lu toplantısında aldığı ?3 sayılı kararında; 406 Sayılı Kanunun 4502 Sayılı Kanunla eklenen EK.23. maddesi gereğince; Sandığın Tasfiye edilmesi, Özel Sağlık Sigorta Şirketi kurulması veya diğer düzenlemeler yapılması için Genel Müdürlüğe 31.12.2003 tarihine kadar yetki verildiği,

Türk Telekomünikasyon A.Ş İdari ve Sosyal İşler Başkanlığı çıkışlı 31.12.2003 gün ve 9303 sayılı Makam Olurunda, Çağdaş sağlık hizmeti verilmesine yönelik sistemin oluşturulması içinÖzel Sağlık Şirketi kurmak veya kurulu bulunana ortak olmak, bunlar gerçekleşene kadar SYS’nin mevcut yapısının korunmasının uygun olduğunun belirtildiği,

Kısacası, 406 sayılı yasanın Ek 23. maddesinde belirtilen sürenin sonuna kadar, Vakıf Kurulması yolunda bir karar alınmadığı kesinlik kazanmıştır.

Türk Telekomünikasyon A.Ş. ana sözleşmesinde 3 Ağustos 2007 tarihine kadar, Şirketin Vakıf Kurabileceği konusunda bir hüküm olmadığı, ana sözleşmeye şirketin vakıf kurabileceği yolundaki hükmün, Türk Telekomünikasyon A.Ş’nin 30.07.2007 günü yaptığı olağanüstü genel kurulunda konulduğu, 03.08.2007 tarih ve 6866 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinden anlaşılmıştır.

Bu durumda, Türk Telekom Yönetim Kurulunun 31.12.2003 tarihine kadar, Sağlık Yardım Sandığı’nın Vakfa dönüşmesi yolunda bir karar almadığı kesinlik kazanmaktadır.

Öte yandan, Hisse Devir Sözleşmesinde, başka kuruma geçen personelin lojmanda ne kadar daha oturacağı gibi ayrıntılara bile yer verilirken, o tarihte 100 trilyon liranın üzerinde nakit mevcudu bulunan SYS’dan bir kelime ile bile bahsedilmemesi, SYS’nin Türk Telekom ile birlikte devredilmediği, nakit mevcudunun ya hazineye kalması, ya da o tarihteki Türk Telekomçalışanlarına dağıtılması gerektiği sonucu çıkmaktadır.

Bu durumda; Ağustos 2007 tarihi itibariyle 122.513.434,00 TL tutarındaki kamu kaynağı usulsüz olarak Oger Telekom tarafından kullanılmaktadır. İnsan, Türk Telekom’da kamu hisselerini temsil eden kişiler ne yapıyordu demekten kendini alamıyor. Tüm bu hukuk dışı uygulamaların (dan) en önemli müsebiblerinden birisi de, 01.01.2003 tarihinden bugüne kadarİdari ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığından sorumlu olan Genel Müdür Yardımcısıdır.

Türk Telekom Sağlık Yardım Vakfının vakıf senedinin değiştirilerek, vakfedenin Sağlık Yardım Sandığı olarak belirtilmesi. Vakıf Mütevelli Heyetinin Vakıflar yasasına uygun olarak seçimle belirlenmesi, Sağlık Yardım Vakfının Oger Telecom’un vesayetinden kurtarılması, Danıştay Kararı ile vakıflara üyelik mümkün hale geldiğinden, “yararlanan” kavramının üye olarak değiştirilmesi. Yönetim Kurulunun da üyeler tarafından seçimle belirlenmesi,

Gerekli görülmektedir.

İHALE ŞARTNEMELERİNDE; HİSSE DEVİR SÖZLEŞMESİNDE; İMTİYAZ SÖZLEŞMESİNDE; TÜRK TELEKOM MÜZESİ, TÜRK TELEKOM SPOR KULÜBÜ VE SAĞLIK YARDIM SANDIĞI’NIN AKIBETİ HAKKINDA HERHANGİ BİR HÜKME RASTLAYAMADIK. BU BİZİ RAHATSIZ EDİYOR. SANIRIZ BU DURUMDAN, ULAŞTIRMA BAKANLIĞI, HAZİNE, ÖİB ve BTK BÜROKRATLARI DA, TÜRK TELEKOM’U BABALAR GİBİ SATANLAR DA HERHANGİ BİR RAHATSIZLIK DUYMUYORLAR.

II.F – Cdma Frekansı Ve Bazı Tesadüfler

İhaleden bir gün önce Telekomünikasyon Kurumu’nun Türk Telekom’a CDMA-WLL kullanımı için frekans tahsis etmesi konusunda, çok şey yazıldı söylendi. CDMA konusunda en etkili yazılardan birisini Rahmetli Ömer Lütfi METE yazdı.

Ömet Lütfi Mete’nin, 15.08.2005 tarihli Sabah gazetesindeki “KİT pazarına necaset mi yağıyor?” başlıklı yazısında;

“Türk Telekom özelleştirmesi ile ilgili olarak, en sağlam hükümeti dahi düşürecek kadar muazzam rakamlarla ifade edilen bir yolsuzluk iddiası var. Dört gün önce HABER-SEN’in bu yönde suçlamalarını ‘8SÜTUN’ isimli internet sitesinde görüp kurcalamaya başlarken kendi kendime telkinde bulundum: – Bu iddianın gerçek olması için değil, yalan olması için dua et. Varsa can düşmanın için dahi ‘oh, yolsuzluk batağında kirlendiler’ duygusuna kapılma! İnsanın kolayca ‘ necaset sineği’ gibi pislikten beslenir hale gelebildiği bir çağda yergi şehvetinden sakınmak zor! Kurcalamalarımın sonunda korkunç bir pislikle karşı karşıya bulunduğumuz duygusuna kapılmakla beraber umutla Ulaştırma Bakanı Yıldırım’ın ikna edici yalanlamasını bekliyorum. Böyle bir iddia karşısında susarlarsa, iktidarın intihar eylemi başlamış demektir. Allah vere de kendileri ile beraber demokrasiyi de havaya uçurmayalar! İddianın özü şu: Telekomünikasyon Kurulu, değeri milyarlarca dolar ile ölçülen ve ‘Code Division Multıple Access’ (CDMA) diye bilinen üçüncü nesil cep telefonu lisans hakkını özelleştirme ihalesinden sadece bir gün önce (!!!) ve mesai saati bittikten bir saat sonra (!!!) ihalesiz ve bedelsiz olarak Türk Telekom’a, dolayısıyla özelleştirme ihalesini kazanan Oger Telekom’a tahsis etti. Oysa Türk Telekom CDMA konusunda üç kere (28 Haziran 2002, 15 Mayıs 2003 ve Aralık 2003) Telekomünikasyon Kurulu’na başvurmuş ama her seferinde bunun lisans alınarak işletilecek bir sistem olduğu gerekçesiyle reddedilmiş. Aynı Telekomünikasyon Kurulu, Türk Telekom’un satış ihalesinden bir gün önce hem de mesai saatinden sonra, bu son derece değerli imkanı, Telekom’u satın alacak şirkete bedelsiz devretmiş bulunuyor. (Bir rivayete göre de, ihaleye iştirak eden öteki firmalara ‘hayır bu hakkı satmıyoruz’ dendiği halde!) Malum, Telekom’un özelleştirilmesi için baskı yapanların temel tezine göre, yakında cep telefonları kablolu telefonu hayatımızdan sileceği için kurum acilen satılmalıydı. 6 milyar dolarlık bir alıcı çıktığına göre de bayram edebilirdik. Acaba gerçekler bu liberal fetva merkezlerini onaylıyor muydu? Bütün maddi varlıklarıyla birlikte gerçek değerinin çok altında satılan Türk Telekom’a, bir de milyarlarca dolar kıymetindeki CDMA hakkı gizlice eklenmişken bunun temiz bir ihale olduğuna kimi inandırabilirsiniz? Erdoğan’a toz kondurmayan babacığım bile bu şartlarda Türk Telekom olayında korkunç bir vurgun yaşandığına hükmetmekten kendini alamaz! (Son dakika duyumu: Başbakan olaydan yeni haberdar olup el koymuş. CDMA ne işe yarar? – Sabit telefonlar sim kartsız ve kablosuz kullanılabilir… 2.4 MB/sn hızla internet erişimi alt yapısını destekler ve 500 kişiye aynı anda bedavaya bas konuş yapma imkanı sunar… Bugünkü ADSL altyapısının yerini alıp çok yüksek hızda bağlantı temin eder… 155 KB/sn WLL sisteminin kırsal alanda destekleyen bir altyapı oluşturur… (Türk Telekom’u alacak olan Oger bu sistemi kurarsa, vatandaş Edirne’deki ev veya iş telefonunu Hakkari’ye götürüp kullanabilir.) Ayrıca santraller açısından muazzam tasarruf getirir. (Büyük bir salon kadar santralde bugün 40 bin abone varken, CDMA sisteminde sadece 80×80 santimlik santralden 2.5 milyon abone hizmet alır.) Sistem niçin yaygınlaşmadı? Bu sistem GSM teknolojisinin önünü kesecek nitelikte olduğundan mevcut cep hattı firmaları lobi faaliyeti yaptılar. Özellikle bunların en büyüğü çok gayret gösterdi ve özelleştirme gününe kadar da sistemi devre dışı tutmayı başardı. CDMA eğer ev ve işyeri sabit telefonları için kurulursa, yeraltı kabloları, direkler ve diğer ayrıntılar ortadan kalkıyor. Türk Telekom’un mevcut altyapısı da bu sistemin ucuza, normalinin dörtte biri maliyetle kurulabilmesine elveriyor. Bu hesaba göre Oger, sadece 500 milyon dolar harcayarak bu sitemi bütün Türkiye’de kurabilir. Bu da demektir ki 500 milyon yatırım ile söz konusu şirket Türkiye’nin tek telekomünikasyon kuruluşu haline gelebilir, fiili tekel oluşturabilir. İddianın püskülleri de var: – İşin arkasında, Oger Telekom’da sermayesi olan ‘kadife devrim mimarı’ Geroge Soros’la birlikte British Telecom ve Telecom İtalia da yer alıyor Ve nihayet; KİT pazarında ‘kime istersem satarım, sana ne’ şarkıları söyleyen Unakıtan’ın bu necasetten tufan iddiası için de acilen şakıması beklenmektedir.”

Demiştir.

Ömer Lütfü Mete’nin bu yazısına da, benzer yazılara da gerek Ulaştırma Bakanlığından gerekse TK’dan tatmin edici bir cevap gelmedi. Oger Telecom’un en önemli uzmanlığının (CDMA2000-450) operatörlüğü olması (Romanya ve Portekiz’deki şirketleri) da kuşkuları artırıyordu. TK olay ortaya çıktıktan sonra “PARDON” izni yanlışlıkla vermişim dedi… Olay da kapandı/kapatıldı…

Bazı Tesadüfler:

İhaleden bir gün önce Telekomünikasyon Kurumu’nun Türk Telekom’a CDMA-WLL kullanımı için frekans tahsis etmesi medyanın bunu ortaya çıkarmasından sonra “PARDON” denmesi,

Türk Telekom İhalesinde son dörde kalan firmalardan Koç Holding’in Tüpraş ihalesini kazanması, Çalık Grubu’nun da limanları, Medya şirketlerini alması,

Çalık grubu ile Türk Telekom’un Arnavutluk Telekom’u birlikte satın almaları,

Başbakan’ın Harriri’ye yaptığı ziyaret, Berlusconi’nin o tarihlerde Türkiye’yi mesken tutması,

Kurumlar Vergisi’nin ihaleden hemen sonra %30’dan %20’ye düşürülmesi,

Türk Telekom ihalesi ile alakası olmayan tesadüfler midir?

III – İhaleden Sonra İhale Şartlarını Değiştiren Gelişmeler

III.A – Devlet Memurunun Oger’e Kiraya Verilmesini öngören 5457 Sayılı Kanunun Kabulü

Türk Telekom Özelleştiğinde yürürlükte olan 406 Sayılı Kanunun Ek 29. Maddesi, Türk Telekom da çalışan 399 Sayılı KHK tabi ve kapsamdışı personele devir tarihinden itibaren 180 gün içerisinde kamuya geçme veya Türk Telekomda kalma arasında tercih yapma imkanı tanımıştı.

Ocak 2006 ayı ortalarına gelindiğinde kamuya geçiş hakkı olan 24 bin Türk Telekom çalışanından 11 bini kamuya geçiş hakkını kullanmak için dilekçe vermişlerdi. Sayı sürekli artıyordu.

Türk Telekom Mühendisleri Derneği, üyeleri arasında yaptığı ankete göre Telekom Mühendislerinin % 75’i her şartta başka bir kuruma geçmeyi düşünmekteydiler.

Türk Telekom’da çalışabileceklerini ifade eden % 25’in ise uzun süreli iş garantisi ve çok yüksek ücret beklentisi vardı.

Türk Telekom özelleştikten sonra oluşan yönetim; partizan yöneticileri değiştirmediği, bir değişim umudu vermediği ve profesyonel bir yönetim tarzı sergileyemediği için nakle tabi personelin tamamına yakını başka kurumlara geçmek için dilekçe vermek eğilimindeydi. Türk Telekom’un belkemiği durumunda olan; orta ve alt kademe yöneticiler, mühendisler, teknikerler, teknisyenler, uzmanlar vb. tamamı nakle tabi personel kapsamındaydı. Bunların büyük bir bölümünün başka kurumlara gitmesi Türk Telekom’da işleri durduracak nitelikteydi. Hele dilekçe sayısı 20 bini bulsaydı, işler tamamen duracağı için Türk Telekom’un özelleşmesinin iptali bile gündeme gelebilirdi.

Türk Telekom’un önünde tek çıkar yol kalmıştı: kilit noktadaki, ayrılmaları işleri önemli ölçüde aksatacak personele yüksek ücret ve uzun vadeli çalışma garantisi vererek onların Türk Telekom’da kalmasına razı etmek. Bu maliyeti çok yüksek bir çözümdü. Bir de riski vardı, kimin kalacağına çok kısa sürede kim karar verecekti?

Durumun vahametini gören Türk Telekom yönetimi soruna çözüm arar ve bulunur: kamuya geçiş hakkı olan Personelin Türk Telekom’da geçici olarak kalma süresini uzatacak bir kanun çıkarılması. Bu kanunun teklifini Hükümet verse, TBMM’deki çoğunluğu ile rahatlıkla çıkarırdı. Ancak , bu kez özelleştirmenin şaibeli olduğu, ihale şartlarının değiştiği gibi hususlar gündeme gelebilirdi. Bazı Türk Telekom yöneticileri Türk Telekom’daki sendika ve dernek temsilcileri ile irtibata geçerler, Sendika (Kamusen, Kesk ve Memursen’e bağlı sendikalar) ve dernek (Telekom Teknik Elemanlar Derneği) temsilcileri parlementoda grubu bulunan AKP ve CHP yöneticileri ile görüşürler, hazırlanan taslak sendika ve dernek temsilcilerinin görüşü gibi partilere takdim edilir, CHP’de ikna edildiği için tasarı her iki partinin desteğini alarak TBMM’ne sunulur ve görüşmesi öne çekilir.

Tasarının görüşmeleri sırasında AKP ve CHP grupları adına konuşan milletvekilleri de, şahısları adına söz alan DP ve ANAP milletvekilleri de tasarının lehinde konuşurlar. Bu arada bazı Türk Telekom çalışanlarınca olayın vahameti hakkında bilgilendirilen CHP Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu şahsı adına söz alarak tasarının aleyhinde konuşur. Ve Kamuya geçiş hakkı olan Türk Telekom personelinin Türk Telekom’da kalabilme süresini 180 günden 5 yıla çıkaran tasarı 09.02.2006 tarihinde TBMM’de kabul edilir. 15.02.2006 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 5457 sayılı Kanun böylece yürürlüğe girer. CHP kendi desteği ile görüşmeleri öne çekilen ve yasalaşmasında payı bulunan 5457 sayılı Kanun’un iptali için Anayasa Mahkemesine başvurur ama iş işten geçmiştir. Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu reddeder.

5457 Sayılı Kanun Yasalaşmasaydı Ne Olurdu;

Söz konusu kanun çıkmasaydı Türk Telekom’un önünde iki seçenek vardı; Ya Kamuya Geçiş Hakkı olan 24.000 personelden asgari 8000’i ile yüksek ücretle iş garantisi bulunan iş akdi imzalayacaktı.Ya da, çok zayıf bir ihtimalle, bu mali külfetin altından kalkamayacağını düşünerek, 180 gün sonunda 24000 personelin çok büyük bölümü kamuya geçiş hakkını kullanmasına rıza gösterecekti ki, bu durumda Türk Telekom’da işler aksayacak, telefon görüşmeleri kesintiye uğrayacak, faturalar çıkarılamayacak özelleştirmenin iptali bile gündeme gelecekti.

5457 Sayılı Kanun çıkmamış olsaydı, Türk Telekom grevinde Türk Telekom’un eli daha zayıf olurdu. İşçi Sendikası taleplerini daha kolay kabul ettirirdi.

5457 Sayılı Kanun Kime Ne Kazandırmıştır.

1) Memur Sendikaları: Yasa çıktıktan sonra da çalışanların sendikalara üyeliklerinin devam edeceğine inandırılan Memur Sendikaları, “Böyle şey olmaz, Türk Telekom’da kalanlar zorunlu olarak iş sözleşmesi imzalayacaklar, kamu görevinden izinli sayılacaklar, dolayısıyla memur sendikalarına üyelikleri söz konusu olamaz” uyarılarına kulaklarını tıkayarak, yasanın çıkması için var güçleriyle çalıştılar. En büyük hayal kırıklığını Memur Sendikaları yaşadılar. Yaklaşık 10000 üye kaybına uğradılar.

2) Çalışanlar: Bir süre daha tanıdıkları bildikleri, yetiştikleri kurumda çalıştılar. Özellikle 399 Sayılı KHK’ye tabi olanlar bu sürede kamuda alacakları ücrete nazaran daha yüksek ücret aldılar. Kamuya daha yüksek ücretle aktarıldılar. Ama pek çoğu, yasanın çıkmaması halinde Türk Telekom personeli olarak alacakları ücrete nazaran çok daha düşük ücretle çalışmak zorunda kaldılar. Ayrıca Türk Telekom’da sürekli 3. Sınıf eleman muamelesine tabii tutuldular. Türk Telekom’da çalıştıkları sürece, “Ne zaman İhtiyaç fazlası Personel olarak bildirileceğim” stresiyle yaşadılar. İmzaladıkları sözleşmelerdeki bazı hükümler nedeniyle, başka Telekomünikasyon firmalarından gelen iş tekliflerini kabul edemediler.

3) Türk Telekom: Bu yasadan en karlı çıkan şüphesiz Türk Telekom olmuştur. Yaptığı otomasyon yatırımları, taşeronlaştırma ve yeni eleman alımı gibi nedenlerle, işgücüne ihtiyaç kalmayan personeli istediği zaman Devlet Personel Başkanlığına gönderme imkanına kavuşmuştur. İşleri hiç aksatmadan personel sayısını azaltabilmiştir. Yasa çıkmasaydı zorunlu olarak yüksek ücretle iş akti imzalayacağı personel yerine daha az ücretle eleman çalıştırmıştır.

Asgari 8000 Personele kıdem tazminatı ödemekten kurtulmuştur. (Kaba taslak bir hesapla 50.000*8000= 400.000.000 TL) . Yine 1 ila 5 yıl süreyle çalıştırdıktan sonra, İhtiyaç Fazlası Personel olarak kamuya aktardığı yaklaşık 14000 personelin bu çalışma sürelerine ilişkin kıdem tazminatı veya emekli ikramiyelerine hiçbir katkıda bulunmamıştır. Türk Telekom, Haber-İş’in başlattığı grevde, “Türk Telekom’da geçici görevli, Devlet Memurları” sayesinde ciddi bir sorun yaşamamıştır. Onlara grev kırıcılığı yaptırmıştır. Bugüne kadar hiçbir özel sektör kuruluşunun yararlanmadığı “Devlet Memuru Kiralama” ayrıcalığından yararlanmıştır. Bu yasanınçıkmasıyla Türk Telekom’un ödediği düşük ücret, ödemediği kıdem tazminatı, insan kaynaklarını çok verimli kullanması vb uygulamalarla edindiği gelir 1.5 milyar TL’nin üzerinde yani 1 milyar dolar civarındadır.

Türk Telekom, bu durumu 2008 yılı faaliyet raporunda, şu cümlelerle ikrar etmektedir; “9 Şubat 2006 tarihi itibariyle, 180 günlük süreyi 5 yıla çıkaran başka bir kanun çıkartılmıştır. Bu transferler ile, çalışanların isten çıkarılması sonucu ortaya çıkabilecek yükümlülükler de Grup’a herhangi bir maliyet oluşturmadan diğer devlet kuruluşlarına aktarılmıştır. Dolayısıyla, bu çalışanların isten çıkarılma tazminatları, Grup’un 31 Aralık 2008 ve 2007 tarihlerindeki yükümlülükleri belirlenirken göz önünde bulundurulmamıştır. Yükümlülükteki bu azalış kıdem tazminatı yükümlülüklerinin mutabakatı yapılırken bir tasfiye kazancı olarak ayrıca gösterilmiştir.”

4) Devlet: Bu yasadan en fazla yara alan şüphesiz devlettir. Bu yasayla “Devlet Memurunun Kiralanması”nın yolu açılmıştır. İhaleden hemen sonra, ihale şartlarını değiştiren bu yasanın kabulü devlet güvenilirliğini yaralamıştır. Bu yasayla, Devlet asgari 8000 personelin Emekliİkramiyesini ve kamuya aktarıldıktan sonraki maaşını fuzulen üstlenmiştir. Bunun devlete maliyeti 1,5 milyar TL’nin üzerindedir.

TÜRK TELEKOM ÖZELLEŞTİKTEN SONRA ÇIKARILAN VE TÜRK TELEKOMA 1 MİLYAR DOLAR CİVARINDA AVANTAJ SAĞLAYAN BU YASANIN İHALEŞARTLARINI DEĞİŞTİRDİĞİ KUŞKUSUZDUR.

III.B – Kurumlar Vergisi Avantajı

Türk Telekom özelleştikten sonra 21.06.2006 Tarih ve 5520 (26205 Sayılı R.G.) Sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi oranı %30’dan %20’ye düşürülmüştür. Türk Telekom 2000 yılından bu yanaülkemizin en fazla Kurumlar Vergisi ödeyen kurumu olduğu için bu yasadan en fazla yararlanan şirket Türk Telekom olmuştur.

Türk Telekom’a her yıl için sağlanan %10 Kurumlar Vergisi Avantajı da İhale Şartlarını değiştiren bir gelişmedir. İhaleye katılan firmalar, KV oranının 10 puan düşeceğini bilselerdi daha farklı teklifler sunabilirlerdi.

Kurumlar Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle Türk Telekom’un sağladığı avantaj aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

YıllarÖdenen Kurumlar VergisiKurumlar Vergisi
Oranı Değişmeseydi
Avantaj
2006764.040,001.146.060,00382.020,00
2007820.920,001.231.380,00410.460,00
2008643.728,00965.592,00321.864,00
2009731.035,001.096.552,50365.517,50
Toplam1.479.861,50

Yani Kurumlar Vergisi’nin 10 puan düşürülmesi Türk Telekom’a 1 milyar Dolar Avantaj sağlamıştır.

Türk Telekom aynı karlılığı gelecekte de sağlayacağı varsayılırsa, imtiyaz sözleşmesinin kalan döneminde 5,5 milyar dolar daha avantaj sağlayacağı öngörülebilir.

Yani Toplam 6,5 Milyar Dolar…

Bir Başka ifadeyle Türk Telekom’un satış bedeli…

Kurumlar Vergisi oranlarında yapılan bu düzenleme ile, dört yılda Türk Telekom’a yaklaşık bir milyar dolar Kurumlar Vergisi avantajı sağlanmıştır. Ama hazine bu dört yılda, 10 milyar dolar civarında kurumlar vergisinden mahrum kalmıştır.

Bu düzenleme Türk Telekom’u alanları memnun etmiştir ama, hazine dört yılda Türk Telekom’un satışından elde ettiği gelirin iki misli gelirden mahrum kalmıştır.

Kurumlar Vergisindeki bu düzenlemeden Türk Telekom için yapılmadığı, bu düzenlemeden yalnızca Türk Telekom’un değil tüm sermaye şirketlerinin yararlandığını iktidar çevrelerince ileri sürülmektedir.

Ancak; 2004 yılında Türk Telekom’un beyan ettiği Kurumlar vergisinin Türkiye’deki toplam Kurumlar Vergisi Tahakkukunun %12’sine tekabül ettiği, Kurumlar Vergisinin en büyük mükelleflerinin Kamu Kurumları olduğu hususları dikkate alındığında, Kurumlar Vergisi’ndeki bu düzenlemenin , “Türk Telekom” ve “Türk Telekom’u alanlar” için yapıldığı iddiaları güç kazanmaktadır.

Kurumlar Vergisi oranının düşürülmesinin gerçek amacı, sermaye yatırımlarının yaygınlaşması, yabancı sermayenin çekilmesi ise durum daha vahimdir. Bu düzenlemenin Türk Telekom’un satış fiyatını olumlu yönde etkileyeceği öngörülüp bu düzenlemenin Türk Telekom’un satışındanönce yapılmaması en hafif tanımlamayla BECERİKSİZLİKTİR.

Özetle; Kurumlar Vergisi oranlarının düşüren düzenleme, ya OGER TELEKOM’u korumak ve kollamak amacıyla yapılmıştır. Ya da devlet yönetiminde görülmemesi gereken bir beceriksizliğin sonucudur. Bu raporda belirtilen bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, Kurumlar Vergisi ile ilgili düzenlemenin OGER TELEKOM’u korumak amacıyla yapılmış olma ihtimali güç kazanmaktadır.

IV – Özelleştirme Sonrası Sorular Ve Sorunlar

IV.A – İmtiyaz Sözleşmesine Konan Şerh

Türk Telekom’un %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışına ilişkin ihalenin sonucu, 25/07/2005 tarih ve 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanmış ve 02.08.2005 tarih ve 25894 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu ile Hisse Satış Sözleşmesi 24 Ağustos 2005 tarihinde imzalanmıştır. Türk Telekom’unözelleştirilmesine yönelik Hissedarlar Sözleşmesi ve Hisse Rehni Sözleşmesi ve İmtiyaz Sözleşmesi 14.11.2005 tarihinde imzalanmıştır.

Bu sözleşmelerin imzalanmasından sonra, Türk Telekom’un %55 oranındaki hissesi Ojer Telekomünikasyon A.Ş.‘ye devredilmiş ve Türk Telekom bir kamu şirketi olmaktan çıkmıştır.

Türk Telekom ve Telekomünikasyon Kurumu arasında aynı gün İmtiyaz Sözleşmesi de imzalanmıştır.

Taraflar arasında imzalanmış olan 24 Ağustos 2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesinin tamamlanması, yine aynı Sözleşmenin 5. maddesine göre bazı koşullara bağlanmıştır. Hazine’nin tamamlanma tarihinde yerine getirmesi gereken yükümlülükleri arasında “Şirket (Türk Telekom) Yönetim Kurulu’nun, diğer konuların yanı sıra İmtiyaz Sözleşmesi’nin onaylanması ve söz konusu Sözleşme’nin imzalanması için Şirket’e yetki verilmesi konusunda karar almasını” sağlama yükümlülüğü olduğu belirtilmektedir. Yatırımcı tarafından tamamlanma tarihinde imzalanacak ve teslim edilecek olan dökümanlardan biri de şöyle tanımlanmıştır: “İmtiyaz Sözleşmesi, Telekomünikasyon Kurumu ve Şirket (Türk Telekom) arasında usulüne uygun olarak imzalanacaktır.”

Hisse Satış Sözleşmesinin tamamlanması için “Danıştay’ın İmtiyaz Sözleşmesi ile ilgili görüşünü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 155’inci Maddesi uyarınca vermiş olması” ön şartı aranmıştır.

Yine aynı Sözleşmenin tamamlanma ile ilgili 5 maddesinde aynen; “Tamamlanma gerçekleştiğinde; bütün Tamamlanma işlemlerinin Tamamlanma Tarihinde aynı anda gerçekleştiği kabul edilir ve hiçbir devir veya teslim, bütün Tamamlanma işlemleri işbu Madde 5’de düzenlendiği şekilde tamamlanmadıkça tamamlanmış olarak kabul edilmez” denilmiştir.

Hal böyle iken, Türk Telekom’un hisse devrinden sonra seçilmiş olan Yönetim Kurulu’nun ilk toplantısı olan, 14.11.2005 tarihli Yönetim Kurulu Toplantısı’nda şu karara varılmıştır:

“Telekomünikasyon Hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin İmtiyaz Sözleşmesi üzerinde Yönetim Kurulu’nun yapmış olduğu yeterli ve dikkatli inceleme neticesinde, Sözleşme’nin ’38/2. maddeye ilişkin her türlü haklarımızın saklı olduğunu beyan ederiz. Buna ilişkin beyanlarımız bilahare bildirilecektir.’ Şeklinde ihtirazi kayıt şerhi düşülerek imzalanmasının ve bilahare aşağıda yer alan beyanın Telekomünikasyon Kurumu’na bildirilmesinin uygun ve tüm ortakların menfaatine olduğu anlaşıldığından, İmtiyaz Sözleşmesi’nin imzalanmasında Şirketimizi temsil ve ilzama Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Boulos H. B. Doany’nin yetkili olmasına,

‘Telekomünikasyon Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin İmtiyaz Sözleşmesi’nin; İhale’den sonra esaslı şekilde ve aleyhte değiştirilerek düzenlenen 38’inci maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin, Kanundan, İhale Şartnamesi’nden, İhale Komisyonu tarafından düzenlendiği şekliyle İşlem Dökümanları’ndan ve diğer ilgili belgelerden kaynaklanan her türlü dava ve talep haklarımızın saklı tutularak imzalandığını arz ederiz. Bu Sözleşme’nin imza tarihinden sonra, Taraflar’ın rızaları dahilinde Sözleşme’de ileride yapılacak herhangi bir değişiklik, bu İhtirazi Kaydımızın geçerliliğini etkilemeyecektir.’

Oybirliği ile kararlaştırılmıştır.”

“C Grubu Hissesini (İmtiyazlı Hisse) Temsilen” Yönetim Kurulu üyeliğine getirilmiş olan Talat Aydın hariç A ve B grubu hisselerini temsil eden tüm üyelerin yani Hazine’nin temsilcisi olan Yönetim Kurulu üyelerinin hepsi tarafından imzalanan söz konusu karar gereğince, Dr. Boulos H. B. Doany imtiyaz sözleşmesine, ” Sözleşme’nin ’38/2. maddeye ilişkin her türlü haklarımızın saklı olduğunu beyan ederiz. Buna ilişkin beyanlarımız bilahare bildirilecektir.” Şerhini düşmüştür.

Bunun üzerine Türk Haber Sen, bu şerhin iptali için Danıştay’da dava açmıştır. Danıştay 13. Dairesi (2006/4733 E ve 2006/164 K sayılı) 13 Aralık 2006 tarihli kararında : Bu durumda, imtiyaz sözleşmesini imzalayan tarafların açıklamaları da dikkate alınarak, Telekomünikasyon Kurumu ‘nun 2813 sayılı Kanunun tanıdığı yetki üzerine tesis ettiği ve Kurum Başkanı’na, Danıştay düşüncesinin tamamına uyulmak kaydıyla imtiyaz sözleşmesinin imzalanması hususunda yetki veren kararına karşı Kanunu aşan biçimde Türk Telekom yetkilisi tarafından sözleşmenin sonuna düşülen beyanda ve sözleşmenin 11. maddesinin 1. fıkrasında yanlışlıkla yazıldığı belirtilen “yıllık” sözcüğünde hukuka uygunluk bulunmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, Telekomünikasyon Kurumu ile Türk Telekom arasında imzalanan 14.11.2005 tarihli Telekomünikasyon Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi’nin sonuna, Türk Telekom yetkilisi tarafından “38/2. maddeye ilişkin her türlü haklarımızın saklı olduğunu beyan ederiz. Buna ilişkin beyanlarımız bilahare bildirilecektir” şeklindeki beyan ile sözleşmenin 11. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “yıllık” sözcüğünün iptaline, ………., 13.12.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

Cümlelerine yer verilmiştir.

Konuyla ilgili olarak;

1- Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Boulos H. B. Doany’i, Telekomünikasyon Kurumu ile imzalanması gereken İmtiyaz Sözleşmesini şerh koyarak imzalamaya yetkili kılan 14.11.2005 tarih ve 101 sayılı kararda imzası bulunan ve Türk Telekom Yönetim Kurulu’nda Hazineyi temsil eden Emin Başer, İsmet Yılmaz ve Doç. Dr. Hüseyin Altaş bu tutumları ile kimin veya kimlerin çıkarlarını savunmaktadırlar?

2- Şerh düşülen madde, Danıştay’ın Anayasa’ya ve Kanunlara göre İmtiyaz Sözleşmesi’ne eklemiş olduğu ve İmtiyaz Süresi sonunda Sözleşmenin yenilenmemesi ve dolayısıyla telekomünikasyon şebekesinin, Yatırımcı tarafından işletilmeye devam edilmemesi halinde altyapının Devlete iadesini içeren bir maddedir. Böyle bir maddeye konulan şerh, nasıl olur da Hazineyi temsil eden Yönetim Kurulu Üyeleri Emin Başer, İsmet Yılmaz ve Doç. Dr. Hüseyin Altaş’ın altında imzası bulunan kararda belirtildiği gibi; “tüm ortakların (dolayısıyla Hazine’nin) menfaatine olduğu anlaşıldığından” şeklinde bir ifade ile kabul edilebilinir? Ülkenin can damarı, sağlık, güvenlik başta olmak üzere her türlü sosyal, ekonomik altyapısının güvencesi olan bir telekomünikasyon şebekesi, nasıl olur da bir Yatırımcının keyfine bırakılıp ta, İmtiyaz Sözleşmesi herhangi bir nedenle uzatılmayınca bu altyapıdan nasıl vazgeçilebilinir? (GSM İmtiyaz Sözleşmelerinde de altyapının devri ile ilgili bu hüküm aynı şekilde düzenlenmiştir. Örneğin Turkcell, Telekomünikasyon Kurumu ile imzalamış olduğu İmtiyaz Sözleşmesi’nin süresi dolduğunda herhangi bir nedenle Sözleşmeyi yenileyemezse % 100 kendi yatırımı olan altyapıyı Devlete devretmekle yükümlüdür. Zaten başka türlüsü de düşünülemez. Çünkü İşletmeci Şirket, işletmecilikten vazgeçtiği durumda altyapıyı devretmez ve atıl bırakırsa, aboneler ne yapacaktır? Türkiye, iletişim altyapısını sıfırdan tekrar kurmak zorunda mı kalacaktır?) Ve böyle bir tercih nasıl olup ta tüm ortakların ve bu arada Hazine’nin çıkarına olarak gösterilebilinir? 14 Kasım 2005 tarihinde Türk Telekom Yönetim Kurulu’nda Hazineyi temsilen bulunan Yönetim Kurulu Üyeleri Emin Başer, İsmet Yılmaz ve Doç. Dr. Hüseyin Altaş, gerçekte kim ya da kimleri temsil etmektedirler?

3- Türk Telekom Danıştay 13. Dairesi’ne yaptığı savunmada: “….sözleşmenin imzalandığı 14.11.2005 tarihinde pek çok işlemin sırasıyla ve ardı ardına veya eş zamanlı yapıldığı, dolayısıyla imtiyaz sözleşmesini imzalamaya yetkili kılınan şirket yönetim kurulu başkanının da imzalamadan çok kısa bir süre önce sözleşme hükümlerini görebildiği, imtiyaz sözleşmesinin 38. maddesinde taslak imtiyaz sözleşmesinden farklı hüküm bulunduğunun fark edilmesi üzerine, konunun daha detaylı incelenmesine ve değerlendirilmesine imkân sağlamak ve sözleşmeyi imzalamaya yetkili kılınan kişinin, kendisini atayan hissedarlar yönünden konu hakkında tartışılabilecek bir sürenin de bulunmaması karşısında, ileride şahsi sorumluluğa ve herhangi bir hak kaybına yol açmamak olduğu, belirtilen nedenlerle anılan şerhin konulduğu, bunun, Türk Telekom tarafından sözleşme hükümlerinin kabul edilmediği anlamını taşımadığı, nitekim Kurum’un 18.11.2005 tarihli yazısı karşısında herhangi bir işlem yapılmadığı, yine imtiyaz sözleşmesinin incelenmesinde yeterli zamanın bulunmaması nedeniyle, sözleşmenin 11. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “yıllık” ibaresinin de sehven yer aldığı ileri sürülerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.” Bu savunma, Türk Telekom Yönetim Kurulu’nun 14.11.2005 tarih ve 101 sayılı kararı ile çelişmektedir. Çünkü söz konusu Karar, “Telekomünikasyon Hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin İmtiyaz Sözleşmesi üzerinde Yönetim Kurulu’nun yapmış olduğu yeterli ve dikkatli inceleme neticesinde…” diye başlamaktadır. Bu durum Türk Telekom Yetkililerinin ve bu arada Türk Telekom Yönetim Kurulu’nda Hazineyi temsilen bulunan üyelerin samimiyetsizliklerini göstermektedir. Hazineyi temsilen Türk Telekom Yönetim Kurulu’nda bulunan üyelerin bu tutumları nasıl açıklanabilir?

4- TBMM’de Türk Telekom’la ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yöneltilen yazılı bir soru önergesindeki “Türk Telekom’un % 55’inin 6,55 milyar dolara Oger Telecom’a satışı ile birlikte imzalanan sözleşmelerde, alıcılar tarafından konulmuş birşerh var mıdır? Bu şerh hangi gerekçeyle konulmuştur?” sorusunu, cevaplandıran Maliye Bakanı Kemal Unakıtan “Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda bilgi bulunmamaktadır.” Diye cevaplamıştı. Hisse Satış Sözleşmesinin tamamlanması için ön şart olarak kabul edilen böyle bir konuda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda nasıl olur da bilgi bulunmaz?

Sorularını gündeme taşımak mümkündür.

Öte yandan; Cumhurbaşkanlığı DDK`nın, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu`nun (BTK) 2006, 2007 ve 2008 yılları faaliyet ve işlemlerinin denetlenmesi sonucunda hazırladığı Raporun 44. Maddesinde; Türk Telekom temsilcisi tarafından imtiyaz sözleşmesine konulan `şerh`in Danıştay kararı ile kaldırılmasına karşın, mahkeme kararı doğrultusunda yeni imtiyaz sözleşmesi imzalanmadığına dikkat çekildi. Sorumluların tespiti için Başbakanlık müfettişleri tarafından inceleme yapılması istendi.

Devlet Denetleme Kurulu Raporunda BTK’nın sorumluluğu vurgulanmasına karşın, Türk Telekom’da hazineyi temsil edenlerin sorumluluğuna hiç değinilmemiştir.

Devlet Denetleme Kurulu Raporundan; Türk Telekom tarafından “İmtiyaz Sözleşmesi, Telekomünikasyon Kurumu ve Şirket (Türk Telekom) arasında usulüne uygun olarak imzalanacaktır.” Şartına uyulmadığı kesinlik kazanmaktadır.

Hisse Satış Sözleşmesinin tamamlanma ile ilgili 5 maddesinde aynen; “Tamamlanma gerçekleştiğinde; bütün Tamamlanma işlemlerinin Tamamlanma Tarihinde aynı anda gerçekleştiği kabul edilir ve hiçbir devir veya teslim, bütün Tamamlanma işlemleri işbu Madde 5’de düzenlendiği şekilde tamamlanmadıkça tamamlanmış olarak kabul edilmez” denildiğine, aynı maddede tamamlama için gerekli işlemler sayılırken “İmtiyaz Sözleşmesi, Telekomünikasyon Kurumu ve Şirket (Türk Telekom) arasında usulüne uygun olarak imzalanacaktır.” Hükmü yer aldığına göre imtiyaz sözleşmesi tamamlanmamış mıdır?

Bu kadar önemli bir konuda Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı bu incelemeyi halâ neden sonuçlandırmamıştır?

IV.B – Oger Telecom Ortak Girişim Grubunun Sunduğu İş Plani Ve Gerçekleşmesine İlişkin Sorular

Türk Telekom’un % 55 oranındaki hissesinin blok satış yöntemiyle özelleştirilmesine ilişkin T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca açılan ihale sürecinde; Türk Telekom İhale Komisyonu’nun Teklif Zarflarının açıldığı 24 Haziran 2005 tarihli toplantısında, Teklif Sahipleri’nin İş Planı zarfları da açılmış ve Teklif Sahipleri’nin İş Planları, Türk Telekom İhale Komisyonunca bilahare incelemeye alınmıştır. İş Planlarının değerlendirmesini müteakiben, 100 üzerinden 75 puan ve üzerinde puan alan Teklif Sahiplerinin, Fiyat Teklif Zarfları daha sonra ilan edilen 01 Temmuz 2005 tarihinde açılarak ihale sonuçlandırılmıştır.

Kamu tüzel kişiliğine haiz bir Kamu Şirketi/Kuruluşu iken özelleştirilen Türk Telekom’un hisselerinin devredileceği Yatırımcıdan, yukarıda ayrıntısı verilen ön yeterlilik şartlarının aranmış olması çok doğrudur ve hatta daha da fazlasının aranması daha da doğru olurdu. Çünkü telekom sektörü ve bu sektörün en önemli kuruluşu olan Türk Telekom, ülkemiz için stratejik bir öneme haizdir. Sağlıktan güvenliğe kadar vatandaşların yaşamının tüm alanlarını ilgilendiren Telekom sektörü, aynı zamanda tüm sektörlerin lokomotifi durumundadır. Türkiye’nin telekom sektöründe en son teknolojiyi yakalamadan ilerlemesi mümkün olamayacağı gibi telekom sektörü zayıf bir Türkiye’de vatandaşlarımızın sağlık ve güven içerisinde yaşayabilmeleri de mümkün değildir. Türk Telekom, ise 168 yıla varan geçmişi ile bu sektörün can damarını oluşturan en önemli kuruluşudur ve uzun bir süre de öyle kalmaya devam edecektir. Burada telekom sektörünün liberasyonunda yaşanan ve yaşatılan gecikmeler üzerinde durmayacağız.Türk Telekom’un, daha doğrusu ortaklarının kısa vadeli çıkarları lehine ve fakat Türkiye telekomünikasyon sektörü aleyhine atılan adımlar, yapılan müdahaleler bir başka soruşturmanın konusu olabilir.

Bütün bu nedenlerle; özeleştirme ihalesi sırasında, verilecek bedelden daha önemli olan unsur, işi ehillerinin eline vermek olmalıydı. Nitekim İhale Şartnamesindeki ön yeterlilik şartları da bu amaçla konulmuştur. Sonunda Türk Telekom’un % 55 hissesine karşılık ihale bedeli olarak belirlenen 6,550 milyar dolarlık bedel, Türk Telekom’un 2 yıllık karına karşılık gelmektedir.Önemli olan ve özelleştirmenin de esas nedeni olarak görülmesi gereken unsur, Türk Telekom’un verimli çalıştırılması, Türkiye’ye katkı sağlayan atılımlar yapması ve bölgede bir güç oluşturması olmalıydı. Nitekim Türk Telekom, geçmişi ve özelleştirme öncesindeki yapısı ile böyle bir gelişim için oldukça elverişli bir kuruluştur. İhale Şartnamesindeki ön yeterlilik şartları da bunu başarabilecek Yatırımcıyı seçmek için konulmuş kriterlerdir ve zaten yeterli bulunmamaları durumunda ihaleyi açan İdare tarafından, Teklif Sahibinin fiyat zarfının açılmasına bile gerek duyulmamaktadır.

Bu nedenle; İhale Şartnamesindeki ön yeterlilik şartlarının Yatırımcı tarafından korunmaya devam edilip edilmediğinin izlenmesi ve raporlanması Türkiye için hayati derecede öneme haizdir.

Ayrıca Türk Telekom’un Telekomünikasyon Kurumu (yeni adı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) ile imzalamış olduğu İmtiyaz Sözleşmesi’nin 11. maddesi de şu hükmü içermektedir:

“Türk Telekom, gelecek her yıla ilişkin hazırladığı ve 1 Ekim tarihine kadar Kuruma sunması gereken plan ve programlarının hazırlanmasında Kurum düzenlemelerine uymak zorunda olduğundan, sunulan bu plan ve programların da Kurumca değerlendirilmesi gerektiğinden, Türk Telekom, yatırım plan ve programlarını belirlerken, finansman durumu ve öncelikleri ile birlikte Ülke kalkınma plan ve programlarıyla Bakanlıkça hazırlanan güncelleştirilmiş ulusal enformasyon altyapısı ana planlarını da göz önünde bulundurur.

Bu planlar 3 yıllık olarak hazırlanır, dinamik talep tahminleri ile birlikte yatırım kalemleri ve yatırım bedelleri hakkındaki bilgileri içerir.

Kurum düzenlemelerine uygun olarak hazırlanacak gelecek yılın plan ve programları, her yıl 1 Ekim tarihine kadar Kurumun bilgisine sunulur. Kurum, bu plan ve programları değerlendirir.”

İş planındaki; Yatırım Planları, Gelir Tahminleri, İnsan Kaynakları Planı, Know-how transferi taahhüdü ve Entegre Mali tablolar ve tahminleri çok önemlidir.

Türk Telekom’un blok satış ihalesinde, İş Planı 100 üzerinden 75 alamayan teklif sahipleri ihalenin 2. aşamasına çağırılmamıştır. Biz bu nedenle, iş planını, ihaleye giren firmanın bir taahhüdü olarak algılamaktayız.

Ama ilginçtir, Türk Telekom İş Planını bir taahhüt olarak görmemekte, “İhale Sırasında Verilmesi gereken bir belge olarak nitelemektedir.

İmtiyaz Sözleşmesinin İptali için açılan (E.2009/4482) davaya müdahil olarak katılmak isteyen Türk Telekom’un Danıştay 13. Daire Başkanlığına Sunduğu 05.11.2009 tarih ve 570 Sayılı dilekçesinde öne sürdüğü görüşler dikkat çekicidir;

“Söz konusu planlar ihale şartnamesi kapsamında teklif paketi içinde bulunması gereken ve ihaleye katılmak için şart olan planlar olup, söz konusu iş planları sadece ve sadece ihaleşartnamesi kapsamında verilmesi gereken teknik bir belge niteliğindedir. Bu niteliği dolayısıyla da İş Planının herhangi bir taahhüt içerdiğini söylemek mümkün değildir.”

“İhale Şartnamesinde, Hissedarlar Sözleşmesinde veya İmtiyaz Sözleşmesinin hiçbir yerinde söz konusu iş planının bağlayıcı olduğuna veya taahhüt içerdiğine yer verilmemiştir.”

Bu görüşlere katılmak mümkün müdür? O zaman ihaleye girecek firmalardan niye iş planı istenir? Bir firma İstihdam edeceği personel sayısını, yapacağı yatırımı, ödeyeceği vergiyi abartacak, 100 üzerinden 80-90 puan alacak ihaleye girmeye hak kazanacak, ama başka bir firma daha gerçekçi öngörülerde bulunacak, gerçekçi rakamlar ifade edecek, O da elenerek fiyat teklif etme hakkını kaybedecek. Sonra da rakamları abartarak ihaleye girmeye hak kazanan firmaya, plan rakamların niye gerçekleşmedi diye sorulmayacak.

Türk Telekom söz konusu yazısında bu genel açıklamalardan sonra, Yatırım rakamların aşıldığını söylemekte ve “işçi sayısında da iş planındaki sayıya ulaşılmıştır” demektedir.

Ancak yatırım miktarı ve personel sayısı ile ilgili çeşitli kaynaklarda yer alan rakamlar, Türk Telekom yetkililerinin mahkemeye sunduğu beyanlarını yalanlamaktadır.

Şöyle ki;

Oger Telecom Ortak Girişim Grubunun ihale komisyonuna sunduğu iş planının yönetici özetinde 2006 Yılında (854,3) milyon ABD doları sabit kıymet yatırımı yapılması öngörülmektedir.

Buna karşın Türk Telekom’un Danıştay 13. Daire Başkanlığına Sunduğu 05.11.2009 tarih ve 570 Sayılı dilekçesinde İş Planında 2006 yılı için 802 milyon ABD doları yatırım yapılmasınınöngörüldüğü belirtilmektedir.

Aynı dilekçede 2006 yılında 882,4 Milyon dolar yatırımın gerçekleştiği iddia edilirken, BTK tarafından yayınlanan istatistiklere göre Türk Telekom 2006 yılında 554,8 Milyon TL (yaklaşık 370 Milyon USD) yatırım yapmıştır.

Ulaşılabilen rakamlardaki bu tutarsızlık, Türk Telekom’un açıkladığı verilerin doğruluğuna şüpheyle bakmamıza neden olmaktadır.

İstihdama ilişkin iş planı öngörüleri ve gerçekleşmeleri daha da ilginçtir. [Rakamlar, Ankara 4. iş mah. Görülen e.2008/313 sayılı davaya sunulan bilirkişi raporundan alınmıştır]

 20072008
Sabit Hat Personel Sayısı (Gerçekleşen)3703529769
Sabit Hat Pers. S ( İş Planında Hedeflenen)3756235235
Fark-527-5466
Toplam Personel Sayısı(Gerçekleşme)4014834.025
Toplam Pers. S ( İş Planında Hedeflenen)4579643832
Fark-5648-9807

Bu veriler de istihdamdaki gerçekleşmenin, iş planındaki öngörünün çok altında kaldığını göstermektedir.

Tüm bunlar Oger Ortak Girişim Grubunun ihale sırasında sunduğu iş planının her yönden sorgulanması gerektiğini göstermektedir.

Biz, cevap bulamadığımız ve kamuoyunun öğrenmesi gereken iş planı ile ilgili soruları, kamuoyunun önünde Türk Telekom’a ve ilgili kurumlara (BTK, ÖİB) yöneltiyoruz;

1- İhale Şartnamesindeki ön yeterlik şartlarından biri olan ve Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’nin, BT Telconsult ile imzalamış olduğu bilinen Yönetim Danışmanlığı Sözleşmesi’nin koşulları nedir? Bu Yönetim Danışmanlığı Sözleşmesi kapsamında sağlanmış olan hizmetler nelerdir?

2- Yönetim Danışmanlığı Sözleşmesi kapsamında ve haricinde şu anda Türk Telekom’da çalışmakta olan her seviyedeki Danışman sayısı kaçtır? Ücret skalaları nedir ve ücretleri nerden karşılanmaktadır?

3- İhale aşamasında verilen İş Planı doğrultusunda; ilk üç yıl için verilmiş olan 2005-2008 yatırım planına hangi ölçüde uyulmuştur? İhalede sunulan İş Planında bu üç yıllık yatırım planı rakamı kaçtır? Hisse Satış Sözleşmesi tarihi olan 14 Kasım 2005’ten 14 Kasım 2008 tarihine kadar yapılan yatırımın tutarı nedir?

4- İhale aşamasında verilen İş Planında sunulmuş olan Şirketin insan kaynakları stratejisine ne ölçüde uyulmuştur? İş Planına göre kaç personel çalışması gerekirken, şu anda kaç personel çalışmaktadır? Personel arasında uçurum derecesindeki ücret farkları, İş Planında tanımlanmış mıdır?

5- İş Planında öngörülen trafik değerleri ne derecede gerçekleşmiştir? Örneğin sabit hat için özelleştirmeden önceki toplam trafik miktarı, bugün itibariyle kaç dakikaya düşmüştür? Bu düşüş, İş Planında öngörülmüş müdür?

6- İş Planında verilen tarife politikalarına ne derecede uyulmuştur? Sabit hatlar için İş Planında öngörülen tarife nedir? Bugün uygulanmakta olan sabit hat tarifesi ile arasında fark var mıdır?

7- Sabit hat tarife yapısı abonelerin avantajına mıdır?

8- Özelleştirmenin esas amacının rekabetçi ve etkin bir telekomünikasyon altyapısının geliştirilmesi ve Türk Telekom’un verimliliğinin ve hizmet kalitesinin artırılması olduğu göz önüne alındığında; gerek tarife, gerekse de hizmet kalitesi açısından Devirden önceki Türk Telekom hizmetleri ile bugünkü hizmetleri karşılaştırdığımızda, sonuç abonenin avantajlı çıktığı bir tabloyu mu göstermektedir?

9- İnternet ve yeni servisler için İş Planında verilen stratejiye ne derecede uyulmuştur? Hisse devir tarihi olan 14 Kasım 2005 tarihinden itibaren hizmete giren yeni servisler nelerdir? İş Planında öngörülen yeni servisler nelerdir?

10- Mobil servisler için İş Planında verilen gelecek stratejisine ve tarife yapısına ne derecede uyulmuştur?

11- İnternet ve data servisleri için İş Planında öngörülen gelir tahmini ne derecede gerçekleşmiştir? Bu alan için İş Planında öngörülmüş olan tarife yapısına ne derecede uyulmuştur?

12- Yatırımcı Şirket tarafından, Türk Telekom’a İş Planında belirtildiği gibi know-how transferi gerçekleştirilmiş midir? Bu transfer kapsamında Türk Telekom’un kazanımları neler olmuştur?

13- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, İhale Şartnamesinde belirtildiği gibi Türk Telekom’u denetlemekte midir? İhale Şartnamesine göre Türk Telekom, devirden sonra 5 yıl boyunca her 6 ayda bir göndermesi gereken belgeleri İdare’ye göndermekte midir?

14- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı yapmakta olduğu bu denetimlerde, Türk Telekom’un yatırım, personel politikalarının İhale İş Planı’na uygun bir şekilde yürütülüp yürütülmediğini kontrol etmekte midir? Bu denetimlerin sonucunda hazırlanan raporlar İş Planı uygunluğu hakkında ne demektedir?

15- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın dışında Türk Telekom, özelleştikten sonra Devletin hangi Denetleme Birimleri tarafından kaç kez denetlenmiştir? Bu denetimlerin sonucunda hazırlanan raporlarda neler belirtilmiştir?

Soruları daha da çoğaltmak mümkündür. Ama okuyucuyu sıkmamak için sorular çok sınırlı sayıda tutulmuştur..

IV.C – Türk Telekom’un Yönetim Ve Denetim Kurulu üyeleri

Türk Telekom Özelleştikten sonra Türk Telekom Yönetim ve Denetim Kurulu üyeliklerine getirilenler hep tartışma konusu oldu…

Ulaştırma Bakanı’nın telekomünikasyon konusuna vakıf olmayan yakın arkadaşlarının Hazineyi temsilen Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeliklerine getirilmesi eleştirildi.

En fazla tartışılan Yönetim Kurulu üyesi İbrahim Şahin oldu. TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in Türk Telekom ve beş bağlı şirkette yönetim kurulu üyesi olması eleştirildi, üstüne üstlük Türk Telekom’da fiilen çalışmasını gerektirecek İcra Kurulu üyesi olması eleştirildi. Sağlık Yardım Vakfı Mütevelli Heyeti üyesi olması eleştirildi. Bu görevlerden ne kadar ücret aldığı defalarca TBMM’de soruldu. Ama hiçbirinde net cevap alınamadı.Ve bu adam Süpermen midir? TRT genel Müdürlüğü gibi ağır bir görevin yanında bu görevleri hakkıyla yapması, kamunun çıkarları savunması mümkün müdür? Sorusu gündeme getirildi. Pek çok konuda Türk Telekom ve TRT’nin rakip olduğu hatırlatıldı. İbrahim Şahin’in hangisinin çıkarını savunacağı sorgulandı.

Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’nın Oger Telecom’u Temsilen Denetleme Kurulu üyesi olduğu Kasım 2008’de gündeme getirilince, Türk Telekom 07.11.2008 günü bir basın açıklaması yaptı: “Türk Telekom Denetim Kurulu Üyesi Sayın Efkan Ala, T.C. Hazine Müsteşarlığını temsilen Türk Telekom’da denetim kurulu üyeliği yapmaktadır. Sayın Efkan Ala’nın Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’yi temsilen denetim kurulunda olduğuna yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır.” [7 Kasım 2008/Hürriyet] Ama mızrak çuvala sığmadığı için üç gün sonraki bir basın açıklaması ile olay tevil edildi: “Şirketimiz ana sözleşmesi gereği üç denetim kurulu üyemizden biri Hazine Müsteşarlığı’nın belirlediği, diğer ikisi ise Ojer Telekomünikasyon’un belirlediği adaylar arasından seçilmektedir. Ancak hissedarlar arası varılan mutabakat gereği Ojer Telekomünikasyon A.Ş. kendisine ait olan denetim kurulu üyesi atama hakkının T.C. Hazine Müsteşarlığı tarafından kullanılmasını belli bir süre için kabul etmiştir. Bu nedenle denetim kurulu üyelerinin tamamı T.C. Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenen adaylar arasından seçilmiş ve T.C. Hazine Müsteşarlığı’nca atanmıştır. Bu çerçevede, Türk Telekom Denetim Kurulu Üyesi Sayın Efkan Ala, bu görevini T.C. Hazine Müsteşarlığı’nı temsilen sürdürmektedir.” [10/Kasım/2008 Hürriyet]

Türk Telekom’un 14 Kasım 2008 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı’ndan önce de Denetim Kurulu, bir üyesi Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala olmak üzere Hükümetin seçtirdiği üç üyeden oluşuyordu. Ancak 14 Kasım 2008 tarihli Genel Kurul kararında; “Ojer Telekomünikasyon A.Ş. Temsilcisinin söz alarak ‘Ojer Telekomünikasyon A.Ş. tarafından verilen muvafakatname uyarınca Şirket Ana Sözleşmesi’nin 16. maddesi gereğince A grubu hissedar Ojer Telekomünikasyon A.Ş. kendisine ait olan iki adet Denetim Kurulu aday gösterme hakkının kullandırılmasını, Ojer Telekom’un Ana Sözleşme ve Hissedarlar Sözleşmesi kapsamında sahip olduğu haklarını, hiçbir kısıtlama ve şarta bağlı olmaksızın tam olarak kullanmasına engel teşkil etmeyecek şekilde ve bu muvafakatin herhangi bir bildirim veya şarta bağlı olmaksızın her zaman geri alma hakkını saklı tutarak, belli bir süre için T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı tarafından kullanılmasına rıza göstermiştir, dediği, 3 yıl süreyle görev yapmak üzere; C grubu imtiyazlı hisseyi temsilen Efkan Ala’nın, diğer iki Denetim Kurulu üyeliğine, yukarıda belirtilen muvafakatname uyarınca T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına aday gösterilen Yrd. Doç. Tuna Tuğcu ve Prof. Dr. Aydın Gülan’ın seçilmelerine….” denilmektedir. Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’nın, Denetim Kurulu’nda yer alması eleştirildikten sonra yapılan Genel Kurul’da böyle bir düzenlemeye gidilmesi ciddiyete sığar mı?

Öte yandan; Hissedarlar Sözleşmesi “Hazine ve Ulaştırma Bakanlığı Arasındaki İlişki” başlıklı 3.3. Maddesinde açıkça belirtildiği gibi, “Taraflar, Hazine’nin pay sahipliğine dayanan oy, yönetim, temsil, denetim gibi hak ve yetkilerinin Ulaştırma Bakanlığı tarafından kullanılacağını kabul ederler.” Ayrıca yine aynı Sözleşmelerde Denetim Kurulu Üyelerinin nasıl seçileceği açık ve net olarak tanımlanmıştır. Kanunlarda ve ilgili Sözleşmelerde bu kadar açık ve net hükümler bulunmasına rağmen Ojer Telekom, Denetim Kurulu üyelikleri için kendisine ait olan aday gösterme hakkını hangi nedenle ve neye dayanarak Hazine’ye devredebilir? Sözleşmelerle bağlı değil midir? Ayrıca böyle önemli bir hak devrinin, herhangi bir bildirim veya şarta bağlı olmaksızın her zaman geri alma hakkı saklı tutularak yapılması, belli bir süre için denilip sürenin tanımlanmamış olması ciddiyet ölçülerine uymakta mıdır?

Sorularını sormadan geçemiyoruz.

Ayrıca aşağıdaki soruların da açıklığa kavuşturulması gerektiğine inanıyoruz:

Türk Telekom’un 14 Kasım 2008 tarihli Olağanüstü Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu üyelikleri sona eren ve yine aynı Genel Kurul’da üyesi bulundukları İcra Kurulu da lağvedildiği için Türk Telekom’daki bu görevleri de sonra eren Emin Başer ve Doç. Dr. Rıza Metin Ercan’ın, Şirket ile ilişkileri devam etmekte midir? Hangi konumda ve hangi ücretle devam etmektedir?

Türk Telekom’daki üst düzey yöneticilik görevleri geçmiş tarihlerde sona eren kişilerin Şirketle ilişkileri kesilmeden “Danışman” ya da benzeri bir sıfatla ücret almaya devam ettikleri doğru mudur? Bu konumda kaç kişi vardır? Özelleştirmenin başlıca amaçlarından birinin, Türk Telekom’u verimliliğini artırmak olduğu göz önüne alınırsa, Devlet memuriyetindeki “Müşavir” kadrosuna benzer bir kadro yaratılarak eski Yöneticilerin, pasif konumda ücretlerini alarak oturmaları, Özelleştirmenin amaçları ile ne derecede uyumludur?

V- Türk Telekom özelleştirilmesinde Hedefler Ve Sonuçlar

Türk Telekom’un Özelleştirilmesini Savunanlar ne diyorlardı;

1) Türkiye’nin dış borçları çok artmıştır, dış borçların ödenmesi için Türk Telekom gibi gelir getirebilecek kuruluşların satılması şarttır.

2) Türk Telekom bir Tekel olduğu için, sektörün Liberalleşmesine, dolayısıyla fiyatların düşmesine engel oluyor. Telekomünikasyon giderleri diğer sektörler için önemli bir girdi olduğundan bu durum her sektörde maliyet artışına neden oluyor. Sektörün liberalleşmesi, fiyatların düşmesi için Türk Telekom Özelleştirilmelidir.

3) Türk Telekom’da personel sayısı çok fazla, bu da fiyatlara yansıyor.

4) Türk Telekom kamu mantığı ile yönetildiği için verimli değil. Teknolojik gelişmeleri yeterince takip edemiyor. Verimli hale gelmesi, teknolojik yatırımlar yapılması için özelleştirilmesi şarttır.

5) Türk Telekom özelleşince, yabancı sermaye girişi olacak, yatırımlar ve istihdam artacaktır.

6) Verimliliğin temel şartlarından birisi de, şirketlerin akılcı yönetilmesidir. Siyasetin müdahalesi had safhada olduğu bir kurumda akılcı yönetimden, dolayısıyla verimlilikten bahsedilemez. Siyasi etkilerden arınması için Özelleştirilmesi şarttır.

Evet, Türk Telekom özelleştirilirken bu amaçların arkasına sığınıldı. Özelleştirmeye karşı çıkanlar neredeyse hain ilan edildi.

Türk Telekom özelleştireli tam 5 yıl oldu. Özelleştirmede konan hedeflere ne kadar yaklaşıldı?
Şimdi bunu irdeleyelim.

V.A – Türk Telekomun özelleştirilmesinin Hazineye Katkısı Olmadı

Türk Telekom özelleştirilirken, güdülen temel amaç; Cari açığın kapatılması, hazinenin rahatlatılması idi. Ama 4 yıllık gerçekleşme bu amaca da ulaşılamadığını göstermektedir.

Türk Telekom’un özelleştirilmesi sonucu, Hazine;
A) Oger Telecom’a yapılan %55 blok satışı sonucunda 6.550.000.000 dolar karşılığı yaklaşık 9.100.000.000 TL, 2008 yılında gerçekleşen %15 Halka Arz sonucunda da 2.400.000.000 TL olmak üzere toplam 11.500.000.000 gelir elde etmiştir.

B) Buna karşılık Türk Telekom’un özelleştirilmesi nedeniyle Hazine bazı gelir kalemlerinden mahrum kalmıştır.

Bu gelir kalemlerini;

a) Kurumlar Vergisi oranının %30’dan %20’ye düşürülmesi nedeniyle mahrum kalınan Kurumlar Vergisi tahakkuk/tahsilat kaybı,

b) Türk Telekom net karından eskiye nazaran noksan alınan kâr payı. (Özelleştirmeden önce, dağıtılan kârın tamamı Hazineye intikal ediyordu. Özelleşmeden sonra, hazine yalnızca hissesine tekabül eden kar payını alabilmektedir.)

c) TİM’in AVEA’daki payının TÜRK TELEKOM tarafından alınması nedeniyle yapılan ödeme,

d) TÜRK TELEKOM’un rahat özelleştirilmesini sağlamak amacıyla, Türk Telekom’un bazı Fon ve vergilerden muaf tutulması nedeniyle mahrum kalınan gelir. (ÖİB tarafından düzenlenen raporlarda; “Türk Telekom üzerindeki çeşitli vergi yükümlülükleri (Deprem Afet Fonuna Katkı, Sivil Savunma Fonuna Katkı, Milli Prodüktivite Merkezine Katkı Payı, TSE’ye katkı payı) 01.01.2005 tarihi itibariyle kaldırılmıştır.” Denilmektedir.)

e) 16 Temmuz 2004 tarih ve 5228 sayılı Kanun’un Geçici İkinci maddesi ile Türk Telekom’un Brüt Satışlarından alınan %15 Hazine Payı kaldırılarak, yerine %15 Özel İletişim Vergisi konmuştur. Bu uygulama nedeniyle hazine önemli bir gelirden mahrum kalmıştır. [Yasadan önce 100 liralık bir brüt gelir için 15 lira Hazine Payı Hazineye ödenmekteydi. Yasa değişikliğinden sonra 15 TL’lik hazine payı kaldırıldı. Tarifelerde bir değişiklik yapılmaksızın %15 ÖİV kondu. Aynı 100 lira 87 TL’si gelir 13 TL si ÖİV oldu. Yani Hazinenin geliri %13 civarında azaldı. Bu da, yıllık 140 milyon TL’nin üzerinde bir rakama denk düşmektedir. Buna rağmen tabloda bu konudaki hazine kaybının 100 milyon TL olduğu varsayılmıştır]

Şeklinde sıralayabiliriz.

C) Türk Telekom’un özelleştirilmesi, Hazineye veya Genel anlamda Kamu’ya çeşitli ek mükellefiyetler yüklemiştir.

Bu mükellefiyetler;

a) Çeşitli kamu kurumlarına aktarılan eski Türk Telekom personelinin, nakledildikleri kurum ve hazine tarafından karşılanan ücretleri, emekli ikramiyeleri sağlık giderleri vb.

b) Kamunun yapması gereken Asgari Telekomünikasyon hizmetlerini yürütmesi için Evrensel Hizmet Fonundan Türk Telekom’a aktarılan/aktarılacak kaynaklardır.

Türk Telekom özelleştirilmesinden kaynaklanan kamunun gelir ve giderleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

 2005200620072008200920102026
Satış Bedeli 9.100.000 2.400.000   
  Blok Halka Arz   

Kamunun
Mahrum
Kaldığı
Gelir

Kurumlar Vergisi (%30-%20)0382.020410.460321.864365.518369.965363.058
TİM’e AVEA Hissesi İçin ödenen   225.000   
Mahrum Kalınan Net Kâr Payı161.5541.214.5921.379.5081.226.5481.282.2461.296.1011.279.889
 2 Aylık55%55%70%70%70% 
Hazine Payının ÖİV.ye
dönüşmesi
0100.000100.000100.000100.000100.000100.000
Kaldırılan Fonlar0200.000200.000200.000200.000200.000200.000
TOPLAM161.5541.896.6122.089.9681.848.4121.947.7641.966.0661.942.947
Kamunun
Gideri
Kamuya Akt Pers. 432.000460.000510.000530.000550.000130.000
Evrensel Hizmet F.    130.000200.000220.000
TOPLAM0432.000460.000510.000660.000750.000350.000
Müteselsil Toplam161.5542.490.1665.040.1347.398.54610.006.31012.722.37653.125.328
Kamunun Karı/Zararı-161.5546.609.8344.059.8664.101.4541.493.690-1.222.376-40.900.328

Tablo Hazırlanırken ;

Özelleştirmenin gerçekleştiği 2005 yılı Ekim ayı ile imtiyaz sözleşmesinin sona ereceği 2026 yılı sonu arasındaki dönem esas alınmıştır.

Blok Satış Bedeli hesaplanırken satış bedelinin peşin olarak alındığı ve doların 1 USD=1,4 TL olduğu varsayılmıştır..

Hazinenin mahrum kaldığı Kurumlar Vergisi ve kâr payı hesaplanırken 2006-2009 dönemi için reel rakamlar dikkate alınmış, 2010 ve sonrası için Türk Telekom’un kârlılığının 2000-2009 dönemine benzer bir seyir izleyeceği varsayılmıştır.

Hazinenin mahrum kaldığı Kurumlar Vergisi hesaplanırken, Kurumlar Vergsinin %30’dan %20’ye düşmesi nedeniyle Türk Telekom’dan noksan alınan Kurumlar Vergisi dikkate alınmıştır.

Kaldırılan Fonlar hesaplanırken 2003 öncesi bilançolarındaki rakamlar esas alınarak yaklaşık bir rakam bulunmuş ve bu rakamın yıldan yıla değişmediği varsayılmıştır.

Kamuya aktarılan personelin maliyeti hesaplanırken, bir personelin maliyetinin aylık ortalama 3000 TL civarında olabileceği gözetilmiştir.

Evrensel Hizmet Fonundan 2006-2008 yıllarında Türk Telekom’a herhangi bir aktarımda bulunulmamıştır. İlk aktarıma 2009 yılında başlanılmıştır. Ancak Evrensel Hizmet Fonundan bundan sonra Türk Telekom’a küçümsenmeyecek miktarların aktarılacağı öngörülmüştür.

Tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; Hazinenin (Kamunun) Türk Telekom’un özelleştirilmesinden elde ettiği gelir toplamı, 2010 yıl sonu itibariyle Hazinenin Mahrum Kaldığı gelir ve TT özelleştirilmesi nedeniyle ilave harcadığı gider toplamının gerisinde kalmıştır. Bir başka ifadeyle, 2010 sonu itibariyle Türk Telekom’un Özelleştirilme gelirini, Türk Telekom’un hazineye yüklediği yük sıfırlamıştır.

İmtiyaz Sözleşmesinin süresi dolduğunda (2026 Sonu) Türk Telekom’un özelleştirilmesinin hazineye getirdiği yük 40 Milyar TL’ye (Yaklaşık 25 Milyar Dolar’a) yükselecektir.

Ki, bu hesaplamada rakamlar minimum tutulmuştur. Kurumlar Vergisi oranının %30’dan %20’ye düşürülmesinin hazineye yüklediği toplam yük [Toplam Yük’den kasıt, Kurumlar Vergisi oranının düşürülmesi nedeniyle Kurumlar Vergisi tahakkuk toplamındaki reel azalma. Bir başka deyişle tüm şirketlerin noksan ödediği Kurumlar Vergisi Toplamı] dikkate alınırsa; daha 2007 yılı sonunda Türk Telekom’un özelleştirilmesinde hazine zarar etmeye başlamıştır. 2026 Sonu Türk Telekom’un özelleştirilmesinin hazineye getirdiği yük 70 Milyar Dolar’a yükselecektir.

Türk Telekom’un özelleştirilmesi uzun dönemde hazineye katkı sağlamadığı gibi, ciddi bir yük getirdi.

V.B – Özelleşme Serbestleşmeyi Getirmedi

Türkiye’de uzun yıllar serbestleşme ve özelleşme kavramları karıştırılmıştır. Özelleştirme gerçekleşince serbestleşmenin kendiliğinden oluşulacağı gibi bir algı yaratılmıştır. Türk Telekom özelleşince tam rekabet gerçekleşecek, rekabet de fiyatların düşmesine, kalitenin artmasına neden olacaktı.

Oysa haberleşme altyapısı doğal tekel konumundadır. Doğal tekellerin temel özelliği ilk yatırım maliyetlerinin yüksek oluşudur. Doğal tekellerde bir bölgede birden fazla hizmet ağı kurmak ekonomik değildir. Dolayısıyla özelleştirmecilerin temel tezi olan rekabet ortamı yaratarak mal ve hizmet fiyatlarını ucuzlatmak fikri geçersizdir. Doğal tekellerde rekabet fikri, kurgusaldır. Düzenleyici otorite görevini çok iyi yapmadığı sürece, sektörde gerçek anlamda rekabetin gerçekleşmesi, mümkün değildir. Bu durumda, yerleşik operatörün hakim durumunu kötüye kullanması da kaçınılmazdır. Yerleşik operatörler hakim durumu şu şekilde kötüye kullanır;

. Zorunlu unsur niteliğindeki bir unsura erişimi engelleyerek veya zorlaştırarak,

. Rakiplere aşırı fiyatlarla veya ayrımcı koşullarla mal ve hizmet sunarak,

. Yıkıcı fiyatlama yaparak,

. Rekabetçi olmayan hizmetlerden elde edilen gelirlerle rekabetçi hizmetlerin fiyatlarını sübvanse ederek (çapraz sübvansiyon),

. Abone kazanımında avantaj elde etmek üzere bazı mal ve hizmetleri birlikte sunarak,

. Teknik birtakım zorluklar çıkararak,

Özelleştirilmesinden sonra, Türk Telekom yukarıdaki yöntemlerin hepsini kullanarak hakim durumunu kötüye kullandı veya kullanmaya çalıştı;

Yerel Şebekeyi diğer operatörlerin kullanımına açma konusunda isteksiz davrandı,

Ara Bağlantı ücretlerini çok yüksek tutarak, alternatif operatörlerin uygun fiyatla hizmet sunmasını engelledi,

Kiralık devre ücretlerini maliyetlerinin çok üzerinde tuttu,

Alternatif operatörlerin rekabet edebilecekleri Uluslararası ve Şehirlerarası görüşme ücretlerinde çok fazla indirim yapmasına karşılık, alternatif operatörlerin rekabet şansının bulunmadığı şehiriçi görüşme ücretlerini artırdı,

Türk Telekom kamunun yönetimindeyken, TT’un hakim durumunu kötüye kullanmasını önlemeye çalışan düzenleyici otoritelerin (Telekomünikasyon Kurumu (BTK), Rekabet Kurumu) aynı duyarlılığı TT özelleştikten sonra gösterdiklerini söylemek mümkün değil.

Daha 2002 yılında Türk Telekom Tekel konumundayken bile, Türk Telekom’un yasal olarak operatörlük yapması mümkün olmayan işletmelere karşı “hakim durumunu kötüye kullandığı” gerekçesiyle cezalandıran Rekabet Kurumu’nun; Türk Telekom özelleştikten sonraki rekabet ihlallerine duyarsız kalması düşündürücüdür.

Rekabet Kurumu, Türk Telekom’un özelleştirilmesini onaylarken, çapraz subvansiyonun önlenmesini sağlamak amacıyla, İnternet hizmetlerinin ayrı bir şirket halinde bölünmesini şart koştu. Bunun sonucu TT Net Türk Telekom’dan ayrı bir şirket olarak yapılandı. Rekabet Kurumu’nun rekabeti sağlama yolundaki tek katkısı bu olsa gerek. Ancak TTNET’in ayrı bir şirket olmasının İnternetteki serbestleşmeyi sağladığını söylemek mümkün değildir. İnternet bağlantısı için Sabit Telefon bağlantısı şartı aranması İnternet kullanıcılarını Türk Telekom’a mahkum bıraktı. Yalın ADSL tarifesinin Tekel’in kalkmasından 6 yıl, Türk Telekom’un özelleştirilmesinden 4 yıl sonra hayata geçirilmesi, düzenleyici kurumların Türk Telekom’u koruduğu iddiasını teyit eder bir gelişmedir. Kaldı ki, “Yalın ADSL” tarifesinin yüksekliği, serbestleşmeyi kağıt üzerinde bırakmaktadır.

BTK da; Türk Telekom’un rekabet ortamının oluşmasını engelleyen tarifelerini onayladı, Sabit Telefondaki numara taşınabilirliğinin önündeki engelleri kaldırmadı, yerel şebekeden diğer operatörlerin makul fiyatlarla yararlanmasını sağlayacak düzenlemeleri yapmadı…

Serbestleşme konusundaki bir tespitimizi de aktarmak isteriz; AB İlerleme Raporlarında özelleştirmeden önce, özelleştirme ve serbestleşme konusunda çeşitli eleştiriler getirilirkenÖzelleştirmeden sonra serbestleşmenin istenilen düzeyde gerçekleşmemesi konusunda herhangi bir eleştiri getirilmemiştir.

Kablo Tv. Şebekesi üzerinden gerek internet gerekse sabit telefon hizmeti verilebilmesi mümkündür. Bu özellikleri nedeni ile kablo-tv şebekesi serbestleşmeye katkısı olabilecek bir yapılanmalıdır. Pek çok ülkede gerek internette gerekse telefon iletişiminde kablo tv şebekesinin önemli bir payı vardır. Maalesef Kablo-tv şebekesi Türksat’a geçtikten sonra abone sayısında bir artış olmamış ve kablo tv. nin sabit telefon şebekesine rakip olma ihtimali heba edilmiştir.

Pek çok ülkede, serbestleşmeyi müteakip, Telefon trafiğinin ve abonelerin küçümsenemeyecek bir bölümü ana operatörden alternatif operatörlere geçerken, Türkiye’de alternatif operatörler ciddi bir trafik oranına ve abone sayısına ulaşamadılar.

Türkiye’de “Telekomünikasyon Tekeli” Yasal olarak 01.01.2004 yılında kalktı. Ama ne acıdır ki, aradan 6 yılı aşkın süre geçmesine rağmen Filli Tekel sona ermedi. TELKODER’in öncülüğünde, aralarında derneğimizin de yer aldığı onlarca Telekomünikasyon Sivil ToplumÖrgütü “Fiili Tekele Son” ismiyle kampanyalar düzenlediler.

Özelleştirme sonunda tam rekabet ve serbestleşme gerçekleşmedi, dolayısıyla fiyatlar düşmedi, kalite artmadı.

V.C – Personel Giderleri Azalmadı

Özelleştirmeden önce Türk Telekom’a yöneltilen eleştirilerin başında, Türk Telekom’da çok fazla personel istihdam edildiği , personel giderlerinin maliyeti artırdığı, bunun da tarifelere yansıdığı yönündeydi.

Türk Telekom özelleşince personel sayısı ve toplam personel maliyeti azalacak, sonuçta fiyatlar düşecekti.

Türk Telekom kamunun yönetimindeyken de, IMF’in ve Hazine’nin yönlendirmesiyle; fazla emekli ikramiyesi vererek özendirme, emekliliği dolan personeli çalıştığı il dışına atayarak emekliliğe zorlama gibi personel sayısını azaltacak yöntemler uygulamış, ayrıca zorunlu durumlar dışında personel alımına gitmemişti. Bu uygulamalar sonucunda 1997 yılında 73.177 olan personel sayısı 2005 Yıl Sonunda 51.737’e düşürülmüştü. Otomasyonun yaygınlaşması, bazı iş ve işlemlerde hizmet alımına gidilmesi gibi nedenlerle personel ihtiyacının azalması iş ve işlemlerde bir aksaklığa yol açmadı. Ancak 1997-2005 arasında uygulanan personel politikaları, uzman personel (Mühendis, Teknisyen, İşletmeci, Finans Uzmanı, Pazarlama Uzmanı) sayısında da bir azalmaya yol açmıştı.

Türk Telekom özelleştiğinde uzman personelin tamamına yakınının başka kamu kuruluşlarına geçiş hakkı vardı. Buna karşın, düz işçilerin tamamı Türk Telekom’da kalacaktı. Bu durum Özelleşen Türk Telekom için kısa dönemde bir handikap teşkil ediyordu. Bu handikabı aşmak için daha önce ayrıntılı olarak açıklanan “Devlet Memurunu Kiraya Veren” 5457 Sayılı kanun çıkarıldı.

Özelleştirme sonrasında da Türk Telekom personel sayısını işleri aksatmayacak şekilde planlı bir şekilde azalttı. Personel sayısına azaltabilmek için çeşitli otomasyon (Kırsal santral otomasyonu, uz denetim, finans ve insan kaynakları programlarının merkezileştirilmesi) programlarına ve hizmet alım işlemlerine ağırlık verildi. Tüm Bunların sonucunda da, 2006’dan itibaren Türk Telekom’da personel sayısında önemli bir azalma oldu: [2005-2009 yılları Türk Telekom Faaliyet Raporları]

 20052006200720082009
Sabit Hat Personel Sayısı5173740647370352976927530
Toplam Personel Sayısı53300430474014834.02534086

2005 Yılı Sonundan 2009 Yıl Sonuna kadar Türk Telekom Personel sayısında %47 azalma olmuştur. Doğal olarak Personel Giderlerinin de %47 azalması gerekmez mi?

Gelin bu süreçte Türk Telekom’un personel giderleri bu süreçte nasıl değişmiş bir göz atalım: [2005-2009 yılları Kâr Zarar Cetvelleri ]

 20052006200720082009
Personel Giderleri1.728.670.0001.692.586.0001.823.820.0002.146.063.0001.980.031.000
Pers Başına yıllık gid.3243339319454276307358089

2005 yılı sonundan 2009 yılı sonuna kadar Personel Sayısında %47 azalma olmasına karşın, Personel giderlerinin bu süreçte %10 artması düşündürücüdür. Personel başına düşen yıllık gider de 2005’den sonra yaklaşık %90 artmıştır.

Üstelik yeni işe alınan, giriş kademesindeki (Mühendis, Teknisyen, Tekniker, Uzman Yardımcısı) personele, görevden ayrılan personele nazaran çok düşük ücret ödenmektedir.

Buna rağmen personel giderlerindeki artışın iki açıklaması olabilir;

a) Sayıları çok sınırlı olan, çoğu Türk Telekom özelleştikten sonra transfer edilen üst düzey yöneticiler ile danışmanlara dört hatta beş sıfırlı maaşlar ödenmesi, (Poul Doany’nin 2006-2008 yıllarında Rahmi Koç’u bile geçerek Ankara’nın Gelir Vergisi Rekortmeni olması, Türk Telekom’da görev yapan üst yöneticiler ile danışmanların ücretlerinin yüksekliği hakkında bir fikir verir sanırız. Ayrıca, Türkiye’de Hangi Özel Sektör kuruluşunda bir üst düzey yönetici bir mühendisin 70-80 katı ücret almaktadır?)

b) Özelleşmeden sonra geçen dört yıllık süreçte, Türk Telekom iki Merkezli (Ankara-İstanbul) Genel Müdürlük yapılanmasından kurtulamamış, her hafta yüzlerce Türk Telekom çalışanı Ankara-İstanbul arasında mekik dokumuşlar, bunlara bir de Seminer Merkezi olarak kullanılan Antalya ilave edilirse, bu üç nokta arasında gidip gelen personele ödenen harcırahlar ve uçak paraları personel giderlerini önemli ölçüde artıran bir unsur olabilir. (Türk Telekom, elindeki video konferans imkanını neden kullanmaz da bu kadar çok harcırah ödemesi yapar ve personelin zaman kaybına neden olur, anlamak mümkün değil)

Türk Telekom ile ilgili yatırımcılarına rapor hazırlayan JP Morgan Analisti Malin Hedman 31 Mart 2008 tarihli raporunda , Paul Doany ile görüşmesine dayanılarak İnsan Kaynakları yönetimi konusunda şu bilgiye yer veriyor; “Şirket kârlılığında önemli unsur olan insan kaynaklarında yeniden yapılanmaya gidecek. Bu çerçevede A-yeni işe alımlarda gençler ve dolayısı ile daha düşük ücretliler işe alınacak. B-İşe alımlar ile sendikalı sayısı azaltılarak personel giderleri düşürülecek.”

Türk Telekom Yönetiminin insan kaynakları politikasını sadece kâr odaklı olarak yabancılara övünç kaynağı gibi anlatması çok düşündürücüdür. İnsan kaynaklarına verim arttırıcı önlemler yerine ücret düşürücü ve sendikalaşma karşıtı düşüncenin hakim olması Özelleştirmenin faziletleri hakkında nutuk atanların birazcık düşünmelerine yol açar mı acaba?

Türk Telekom özelleşince personel sayısı azaldı ama toplam personel maliyeti düşmedi.

Özelleştirmenin bu hedefi de gerçekleşmedi.

V.D – Özelleştirme; Verimlilik Ve Kaliteyi Artirmadi – İyi Yönetimi Getirmedi

Özelleştirmeyi savunanlar, Türk Telekom özelleşince, hizmetlerde kalitenin artacağını, şirketin verimli bir şekilde yönetileceğini, akılcılığın ve çağdaş yönetim anlayışının egemen olacağını iddia ediyorlardı.

Maalesef, bu konuda da beklenenler gerçekleşmedi.

Bir Telekomünikasyon şirketinde verimin, kalitenin, başarının ölçülebileceği çeşitli göstergeler vardır. Bu göstergeleri; Müşteri Sayısı, Telefon Trafiği, Müşteri Memnuniyeti, Çalışan Memnuniyeti, Şirket Yönetim Yapısı, Borçlanma Durumu; Toplumsal Algılanma, Çeşitli Rakamsal Göstergeler vb. şeklinde sıralayabiliriz.

Sabit Telefon Müşteri Sayısı Düştü:

Türk Telekom’un ana hizmeti olan Sabit Telefon abone sayısı, Türk Telekom özelleşirken 19 milyon civarındaydı. Beş yıllık süreçte abone sayısı %20 azalarak 16 milyon düzeyine düştü.

Ülke200520062007200820092010/1
Abone Sayısı18.978.12318.831.61618.210.00017.506.00016.534.00016.180.000
Penetrasyon(*)26,325,825,324,522,121,7
*Penetrasyon: 100 Kişiye düşen telefon sayısı

Türkiye’nin (Türk Telekom’un) Sabit hat penetrasyonu, OECD ortalamasının çok çok altındadır ve süratle düşmektedir.

Müşteri sayısındaki azalma, Türk Telekom yönetiminin başarısızlığının ölçütüdür.

Bu tespite, GSM’in yaygınlaştığı, tüm dünyada da sabit telefon sayısında bir azalma gözlendiği gibi itirazlar olabilir.

ITU (Uluslar arası Telekomünikasyon Örgütü) verilerini incelediğimizde bunun çok doğru olmadığı görülmektedir. Aşağıda ITU’nun verilerinden çıkardığımız, bazı ülkelerin 2004 ve 2009 yılları abone sayıları ve Penetrasyon oranları gösterilmiştir.

ÜlkeSabit Tel. Abone Sayısı (000 sıfır)Değişim (%)PenetrasyonDeğişim (%)
200420092004-09200420092004-09
Suriye2.6583.87145,614,3617,6723,1
İsrail2.8963.25012,244,0645,332,9
Romanya4.3885.31321,120,1924,9723,7
Yunanistan6.3525.930-6,657,5353,13-7,6
Arjantin8.7619.76411,522,8324,246,2
Mısır9.53510.3138,212,5912,41-1,4
Endonezya10.37633.958227,34,7914,77208,4
Iran (I.R.)16.34225.80457,923,3534,7849
Meksika18.07319.4257,517,3417,722,2
Türkiye19.12516.534-13,527,2222,1-18,8
Kanada20.56318.251-11,264,354,36-15,5
Güney Kore23.56819.289-18,249,7639,91-19,8
Fransa33.70335.5005,355,5956,942,4
İngiltere34.57733.615-2,857,6754,6-5,3
Rusya38.50044.80216,426,7631,818,8
Brezilya39.57941.4974,821,5321,42-0,5
Almanya54.52648.700-10,766,1959,27-10,5
ABD177.691155.000-12,859,2749,26-16,9
DÜNYA1.204.4841.219.6951,318,6618,660

2004-2009 yılları arasında dünyadaki toplam sabit telefon sayısında yalnızca %1,3 oranında bir artış gerçekleşmiş, penetrasyon oranı ise değişmemiştir. Abone sayısında düşüş olan ülkelerin tamamına yakınının penetrasyon oranının çok yüksek olan, bir başka ifadeyle telefona doymuşülkeler olduğu görülmektedir. Penetrasyon oranı düşük olan ülkelerden, abone sayısı azalan yok gibidir. Türkiye penetrasyon oranı düşük olmasına rağmen abone sayısı ciddi ölçüde azalan nadir ülkelerden biridir. Bu da Türkiye’de sabit telefon işletmeciliğinde bir sorun (Fiyat, Kalite, Pazarlama vb) olduğunu göstermektedir.

Nüfus yapısı, milli geliri, coğrafi konumu ile bize çok yakın olan İran’ın Telekomünikasyondaki gelişimi ile Türk Telekom’un gelişimini kıyasladığımızda durumun vahameti daha iyi ortaya çıkacaktır.

Kamu tarafından yönetilen İran Telekomünikasyon Şirketi (TCI) 5 yılda abone sayısını, %50 artırarak 17 Milyondan 25 Milyona çıkarırken, Özel Sektörün Yönettiği Şirket (TT) 4 Yılda abone sayısını, 19 milyondan 16 milyona düşürerek abonelerinin %13’ünden fazlasını kaybetmiş…

Buradan şu sonucu çıkarmak mümkün; önemli olan bir şirketi özel sektörün veya kamunun yönetmesi değil, şirketin iyi yönetilmesidir.

Sabit Telefon Trafiği Azaldı

Bir Telekomünikasyon şirketinin başarısının en önemli göstergelerinden birisi telefon trafiğindeki değişimdir.

Maalesef, Özelleşme sonrası Türk Telekom bu konuda da sınıfta kalmıştır.

Türk Telekom özelleştiği 2005 yılından 2009 Yılına kadar olan Sabit Telefon ve GSM Trafikleri aşağıdaki grafikte gösterilmiştir.

tablo

Grafiğe esas teşkil eden veriler incelendiğinde; [BTK Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü Üç Aylık Pazar Verileri Raporu 2009 Yılı 4. Çeyrek (Şubat 2010)]

YILLAR İTİBARİYLE TELEFON TRAFİĞİ (Milyar Dakika )
 20052006200720082009
Sabit T. Trafiği53,138,533,228,822,9
GSM Trafiği37,348,157,774,9108,2
Toplam Trafik90,486,690,9103,7131,1
Sabit T. Trafiğinin Toplam Trafiğe Oranı (%)5944372817

2005 Yılında 90 milyar dakika olan toplam Telefon Trafiği 2009 yılına kadar %45 artarak 131 milyar dakikaya çıkmasına karşılık, 53,1 Milyar Dakika olan Sabit Telefon Trafiği %57 azalarak 22,9 Milyar Dakikaya gerilemiştir.

Sabit Telefon Trafiği 2005 Yılında Toplam Trafiğin %59’unu oluştururken, 2009 Yılında Sabit Telefon Trafiği toplam trafiğin yalnızca %17’sidir.

Telefon Trafiği baz alındığında da Türk Telekom yönetiminin başarısız olduğu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Telefonların Arıza Sayıları Arttı Arıza Giderme Süreleri Uzadı;

Bu tespitimize Türk Telekom Yönetimi itiraz edecektir. Ama rakamlar diyecektir. Biz Arızalı kalma sürelerinin ve arıza sayılarını gösteren istatistiklerin nasıl hazırlandığını biliriz. Bu konudaki rakamlarla oynamayı personel “Sabunlama” olarak tanımlamaktadır.

Türk Telekom’dan 5 yıllık süreçte 10000’in üzerinde teknik eleman (Teknisyen, Tekniker, Mühendis) ayrılmıştır.

Evrensel Hizmet Fonu kapsamındaki projelerden destek alınacağı için kırsal alana yatırım yapılmadı.

Tüm bunların sonucunda öncelikle kırsal alan olmak üzere Türkiye’de sabit telefonların arıza sayıları arttı, arıza süreleri uzadı.

Bir Garip İnsan Kaynakları Politikası:

Özelleşme öncesi, Türk Telekom’da en fazla şikayet edilen konuların başında, Türk Telekom’un İnsan Kaynakları Politikası (Politikasızlığı demek belki daha doğru) geliyordu. Siyasi atamalar, adam kayırmacılık, ücret dengesizliği vb. nedenlerden, çalışanların büyük çoğunluğu şikayetçiydi. Çalışanların büyük bölümü, özelleştikten sonra bu yanlışların biteceğini, bilginin, çalışkanlığın, verimliliğin esas alındığı, siyasi etkilerin, yönlendirilmelerin olmadığı bir insan kaynakları politikası oluşturulacağını bekliyordu.

Ama bu beklenti gerçekleşmedi. Türk Telekom özelleştikten sonra garip bir İnsan Kaynakları politikası izledi.

Türk Telekom ilk kez Nisan 2006 ayında ihtiyaç fazlası personeli DPB bildirdi. DPB Bildirilen personel için iki ayrı liste düzenlenmişti. Listenin birisi başka kurumlara geçmek için kendileri başvuran personeli kapsıyordu. Diğeri, Türk Telekom yönetimi tarafından res’en gönderilenleri. Res’en gönderilen personeli kapsayan listeler, Türk Telekom özelleşince daha iyi yönetileceğine inanan personeli bile hayal kırıklığına uğrattı. Gerek Merkezde gerekse taşrada mevcut yöneticiler, kendilerine rakip olabilecek pek çok vasıflı personeli, kendi istekleri dışında İFP olarak DPB’na bildirdiler. [Kendi isteği dışında 2006 Nisanında DPB’na bildirilen Başkan Yardımcısı Bülent Hasenekeoğlu, Dört Yıl süreyle Denizcilik Müsteşarlığında çalışıp emekli olduktan sonra 4 yıl sonra Türk Telekom’da direktör olarak yeniden ve çok yüksek ücretle göreve başlatıldı. Bu personel eğer vasıflıysa niye gönderildi. Eğer vasıflıysa hatanın telafisi için niye dört yıl beklendi. Bu olay bile tek başına Türk Telekom’daki İnsan Kaynakları politikaları hakkında fikir vermeye yeter]

Özelleştirme sonrası, personelle yapılan tüm toplantılarda, Türk Telekom Çalışanlarına “Biz hepinizle birlikte çalışmak istiyoruz” dendi. Mavi boncuklar dağıldı. Vaatlerde bulunuldu. Ama verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı.

Gerek İFP belirlemede, gerekse unvan yükselmelerinde, bilgi, yetenek, çalışkanlık vb. vasıflar yerine, siyasi iktidara ve bazı cemaatlere yakınlık gibi kıstaslar esas alındı…

Bazı personele, Türk Telekom’da kalmaları için adeta yalvarıldı. Ama bir yıl geçmeden aynı personel başka kurumlara nakledildi. Eğitim programları için başka şehirlerde eğitime çağırılan bazı personel eğitimdeyken DPB’na İFP olarak bildirildi.

Türk Telekom’dan ayrılan personelin “turktelekom.com.tr” uzantılı e-posta adresleri hemen iptal edildi, yıllardır e-posta adresleri kimliklerinin bir parçası olan insanlar zor durumda kaldılar.İnsanları yıl sonlarında başka kurumlara aktararak düşük ücret almalarına neden oldular. İnsanlar için bir veda yemeği düzenlemeden, basit bir şilt vermeden yıllarını verdikleri kurumdan ayırdılar. İnsanları yaklaşık iki yıl Sağlık Yardım Sandığı üyesi yapmamak için ellerinden geleni yaptılar. Tüm bu hatalı uygulamalarla eski Türk Telekom çalışanlarından “Türk Telekom Karşıtları Ordusu” oluşturmayı başardılar…

Türk Telekom grev sürecini iyi yönetemedi.

Kayseri’nin doğusundaki illerde çok az sayıda mühendis bulunmasına, bazı illerde hiç elektrik/elektronik mühendisi bulunmamasına, Müdürlüklerin teknisyenlere tedvir ettirilmesine rağmen; Genel Müdürlükten ve Büyük İl Müdürlüklerinden onlarca vasıflı deneyimli mühendis ihtiyaç fazlası personel olarak başka kamu kuruluşlarına aktarıldı. Ama hiçbirisine “Unvan versek, Van’a Ağrı’ya, Kars’a gider misin?” diye sorulmadı…

Çalışanların ücretleri arasındaki makası açtılar. Bir üst düzey yöneticiye yeni işe giren Mühendise verilenin 80-100 mislini ödediler. “C- PERSONEL GİDERLERİ AZALMADI” bölümünde de belirtildiği üzere, personel sayısı yarıya düşmesine karşılık personel giderlerini azaltamadılar.

Ve ilginçtir bu İnsan Kaynakları Politikasının Mimarı olan ve Ali Babacan’ın akrabası olduğu söylenilen İnsan Kaynakları Başkanı Gökhan Bozkurt TÜRK TELEKOM GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE atandı.

Teşkilat Hantallaştı:

Türk Telekom özelleşmeden önce, üst yönetimi; merkez teşkilatında 1 Genel Müdür, 4 Genel Müdür Yard. ve 18 Daire başkanı ile Taşra teşkilatında 6 Bölge Müdürü ve 82 İl Müdüründen oluşuyordu.

Türk Telekom özelleşmeden önce Kablo Tv. Ve Uydu Hizmetleri Türksat Genel Müdürlüğüne aktarıldı.

Özelleştikten sonra da, İnternet hizmetleri TT Net Genel Müdürlüğüne, Operatörlü telefon işlemleri de AsisTT Genel Müdürlüğüne devredildi.

Yani Türk Telekom önemli ölçüde küçültüldü. Ama üst düzey görev ve unvanlarda çok fazla artış oldu. Unvanlardaki değişim aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

ÜnvanÖzelleşmeden Önceki
Sayı
Özelleştikten Sonraki
Sayı
Genel Müdür11
Genel Müdür Yard. (Başkan)410
Daire Başkanı (Direktör)1853
Daire Başkan Yard (Bölüm Başkanı)37113
Bölge Müdür612
İl Müdürü8270
Toplam158259

İşler önemli ölçüde azalmasına rağmen üst düzey unvanlarda iki katına yakın bir artış vardır.

Bazı birimlerde bu yapı değişikliği daha da ilginç bir hâl almıştır.

Özelleştirmeden önce Pazarlama Daires’inde 1 Başkan 3 Başkan yardımcısının yaptığı görevi, şimdi;

a) Türk Telekom dışındaki 3 Genel Müdürlükte ASİSTT, TTNET, TÜRKSAT (Şu andaki işinin 1/3′ Paz. D. Başk. Yürütülüyordu) 10 civarında Başkan/Direktör/Bölüm Başkanı,

b) Üç Genel Müdür Yardımcısı/Başkan (Uluslararası ve Toptan Satış Başkanlığı, Satış Başkanlığı, Pazarlama ve İletişim Başkanlığı) ve Bu Başkanlara bağlı 10 civarında Direktör ve 20-25 Bölüm Başkanı,

c) Yukarıda Sayılan Üç Başkanlığa bağlı direktörlükler dışında; Strateji ve İş Geliştirme, Regülasyon ve Destek İşleri Başkanlıklarına bağlı bazı direktörlüklerde görev yapan 5 Civarında bölüm başkanı,

Tarafından yürütülmektedir. Yani özelleştirme öncesi 4 kişinin yaptığı görevi şimdi 50’nin üzerinde insan, 100-200 misli fazla ücret alarak yapmaktadır.

Unvanlı personel sayısındaki bu artış, bir koordinasyon ve iletişim sorununu da beraberinde getirmiştir. Taşra yöneticileri Genel Müdürlükteki yöneticileri bırakın tanımayı, ismini bile bilmemektedir. Kurumsal iletişimde önemli sorunlar yaşanmaktadır. Karar almada ve uygulamada gecikmeler olmaktadır. Taşra teşkilatı Genel Müdürlük politikalarından habersizdir.

Kısacası, Türk Telekom’un örgütsel yapısı hantallaşmıştır.

Türk Telekom’un Muhasebe ve Finans Politikaları;

Bu konuda da çok şeyler söylenebilir. Biz bu konuda yalnızca Türk Telekomünikasyon A.Ş’nin Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yaptığı açıklamaya yer vermeyi yeterli gördük. Türk Telekom açıklamasında, şu ifadelere yer verildi:

“Şirketimize 13.09.2010 tarihinde tebliğ edilen 2005, 2006, 2007 ve 2008 yılları Vergi İnceleme Raporlarına göre 2005 ve 2006 yıllarında bazı dönemlerde eksik bazı dönemlerde ise fazla vergi kesilerek beyan edilip ödendiği, 2005, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında sorumlu sıfatı ile hesaplanıp beyan edilmesi gereken KDV’nin eksik beyan edildiği, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında KDV indirimlerinin fazla yapıldığı gerekçeleriyle vergi tarhı ve aynı zamanda vergi terkini ve iadesi öngörülmektedir.

Terkin edilecek vergiler dikkate alındığında öngörülen vergi tutarı yaklaşık 61 milyon TL olmaktadır. Bu vergi tutarının yaklaşık 47,5 milyon TL lik kısmı bir yandan tarh edilirken öte yandan indirilecek KDV olarak dikkate alınacaktır. Tarh edilen vergi tutarları ile ilgili olarak hesaplanan vergi ziyaı cezası ise yaklaşık 343 milyon TL’dir. Türk Telekom söz konusu işlemlere karşı uzlaşma dahil bütün yasal haklarını kullanacaktır.”

Bol sıfırlı maaşlarıyla ünlenen finans uzmanları ile çalışan Türk Telekom’a 343 milyon vergi cezası !!! O zaman bu uzmanlara bu ücretler niye ödenir. Türk Telekom kamunun malı iken de vergi denetimine tabii tutulurdu. Biz Türk Telekom’a ciddi bir vergi cezası kesildiğini hatırlamıyoruz. Nerede kaldı özelleştirmenin fazileti?

Diğer Birimlerdeki Kötü Yönetim

Türk Telekomun diğer birimleri de maalesef kötü yönetilmiştir. Örneğin, Super Lig’in TURKCELL’in adıyla bütünleştiği ülkede, en büyük rakip olarak TURKCELL’i gösteren bir şirketin 1.Lige sponsor olmayı kabul ederek, TURKCELL’in rakipsiz liderliğini kabullenmesi kelimenin tam anlamıyla bir FİYASKO’dur.

Benzer hatalar, lojistikde, stratejide, regulasyonda, iç denetimde kısacası her alanda yapılmıştır.

Özetle; Türk Telekom özelleştikten sonra iyi yönetilmemiştir.

V.E – Özelleştirme Fiyatlarda Ucuzlamayı Getirmedi

Türk Telekom özelleştirilirken, özelleştirmeyi savunanların en büyük iddiası, serbestleşme olacak, Telekomünikasyon “TEKEL”i sona erecek ve fiyatlar ucuzlayacaktı.

Önceki bölümlerde ayrıntılı olarak belirtildiği gibi serbestleşmenin şartları sağlanmadığı için, özelleştirme sonrası “Devlet Tekeli”nin yerini “Özel Sektör Tekeli” aldı. Devlet Tekelleri yapıları gereği “Kâr” unsurunun yanında, Devletin “Sosyal Devlet” niteliği nedeniyle Tarifeleri düzenlerken, ister istemez geniş dar kesimli kitlelerin çıkarlarını da gözetmek durumundaydılar. Ama “Özel Sektör Tekeli”nin temel amacı kârı maksimize etmektir.

Tam serbestleşme gerçekleştirilmeden yapılan tüm özelleştirmelerde görülen olay, Türk Telekom’un özelleştirilmeye hazırlık aşamasında da yaşandı. 2004 yılından itibaren yapılan tarife değişikliklerinde, önemli ölçüde rekabetin olduğu uluslararası görüşmelerin fiyatlarındaçok ciddi düşüşler görüldü, keza rekabetin oluşabileceği şehirlerarası görüşmelerde de, muhtemel rakipleri piyasaya sokmamak adına indirimler yapıldı. Buna karşın Şehiriçi görüşmeler sürekli olarak artırıldı.

Ayrıca 2004 yılından itibaren, tarife paketleri uygulamasına geçildi. Tüm paketlerde “SABİT ÜCRET” uygulamasına geçildi. Tüm bu değişiklikler, Türk Telekom’u alacak firmaya rahat bir çalışma alanı sağlamak içindi. 2004-2005 yıllarında Türk Telekom Sabit Telefon tarifelerine ortalama %25 civarında zam yapıldı.

Keza 2004-2005 Yıllarında GSM Firmalarıyla yaşanan ara bağlantı sorununda Türk Telekom lehine önemli iyileştirmeler gerçekleştirilmesine rağmen, bu iyileştirmeler tarifelere indirim olarak yansıtılmadı.

Yani, Türk Telekom özelleştiğinde, tarifeleri kârı maksimize edecek şekilde düzenlenmişti..

Tüm bu olumlu duruma rağmen, Türk Telekom özelleştikten yaklaşık bir yıl sonra tarifelerine yaklaşık %26 zam yaptı, Telekomünikasyon Kurumu bu tarifeyi onayladı ve tarife 11.03.2007 tarihinde yürürlüğe girdi. Ancak Telekomünikasyon Kurumu’nun bu kararını Danıştay iptal etti.

Bunun üzerine Türk Telekom yeni bir tarife düzenledi, 2004 yılında onaylanan son tarifeye göre şehiriçi konuşmalara göre %6 zam getiren bu tarife, Danıştay’ın iptal ettiği tarife baz alınarak %16 indirim diye kamuoyuna duyuruldu.

Türk Telekom’un Tarifeleri için, sayfalar hatta ciltler dolusu yazı yazılabilir. Ama Türk Telekom özelleştikten sonra tarifelerinin indirim mi bindirim mi içerdiğini anlamak için, Türk Telekom abone sayılarını; görüşme süreleri ve PSTN gelirlerini kıyaslamak kâfidir.

 2006200720082009
PSTN Gelirleri (TL)5.341.143.0005.336.317.0005.217.785.0004.580.892.000
Abone Sayısı (Adet)18.831.61618.210.00017.506.00016.534.000
Görüşme Süresi (Dakika)38.500.000.00033.200.000.00028.800.000.00022.900.000.000
Abone Başı Net Gelir284293298277
Dakika Başına Net Gelir0,140,160,180,20

Tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, Türk Telekom’un görüşme sürelerinde yarı yarıya bir düşüş görülmesine karşın, PSTN gelirlerinde bir azalma olmamıştır. Keza Telefon abone sayısında da ciddi bir azalma olmasına karşılık, 2009 yılı hariç gelirlerde ciddi bir azalma görülmemiştir. Tüm bu tespitler, Türk Telekom özelleştikten sonra tarifelerin önemli ölçüde artırıldığını göstermektedir.

Bir başka ifadeyle, Özelleştirme fiyatların ucuzlamasını sağlamamıştır.

V.F – Özelleşme Türk Telekom’a Siyasi Müdaheleyi Sona Erdirmedi

Türk Telekom çalışanları içerisinde, Türk Telekom’un özelleştirilmesini iyi niyetle savunan küçümsenmeyecek sayıda personel vardı. Siyasetle ilgilenmediği, her hangi bir siyasi gruba angaje olmadığı veya mensup oldukları siyasi görüş iktidar olmadığı için, siyasi iktidarlar tarafından değerlendirilmemiş, vasıflı, çalışkan ve yetenekli bir kısım personel özelleştirmeyişiddetle savunuyordu. Türk Telekom özelleşince, unvan yükselmelerinde, atamalarda tek ölçüt çalışkanlık, bilgi ve başarı olacaktı. Dolayısıyla, bugüne kadar hakları çiğnenenler de değerlendirilecekti. Ama Türk Telekom özelleşince, en fazla hayal kırıklığına bu arkadaşlarımız uğradı.

Türk Telekom’u yakından takip edenler biliyorlar ki, Türk Telekom’da hiçbir dönemde siyaset, özelleştikten sonraki dönem kadar etkin olmadı.

Türk Telekom özelleştikten sonra da, yönetim AKP döneminde atanan bürokratlarla çalışmayı tercih (?) etti. Genel Müdürlük merkez teşkilatında, AKP döneminde atanmakla birlikte, AKP zihniyeti ile alakası olmayan, Genel Müdür M.Ekinalan’ın özel sektörden çalışma arkadaşı oldukları için atanan iki daire başkanı İFP olarak DPB’na bildirildi.

Belirli dini gruplara yakın olanlar, Bölge ve İl Müdürlüklerine atandı. İşe alımlarda, unvan yükselmelerinde, siyasilerin referansları en önemli değerlendirme kıstası olmaya devam etti.

Türk Telekom ile Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın ilişkisi hep dikkat çekici düzeyde kaldı. Türk Telekom BİNALİ YILDIRIM adını taşıyan üç okul yaptırdı.(1- Erzincan’ın İliç İlçesinde; Türk Telekom Binali YILDIRIM Meslek Yüksek Okulu 2) Osmaniye’nin Sumbas İlçesinde; Türk Telekom Binali YILDIRIM Yatılı İlköğretim Bölge Okulu 3) Erzincan Merkez’de; Türk Telekom Binali YILDIRIM İlköğretim Okulu)

TBMM’de Türk Telekom’a ait 06 AY 8245 ve 06 BE 4312 plakalı 2 adet Audi A8, 06 AT 8702 plakalı 1 adet Mercedes Vito, 06 BA 9499 plakalı bir Volvo’nun Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a, 06 AR 3750 plakalı bir Honda Accord marka arabanın da Yıldırım’ın eşine tahsis edilip edilmediği soruldu. Ama bu sorulara cevap alınamadı.

Türk Telekom Genel Müdürlüğüne getirilen Gökhan Bozkurt’un Ali Babacan’ın, Adana Bölge Müdürü’nün de Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in yakın akrabası olması, Türk Telekom’daki atamalardaki siyasetin rolü konusu tartışılırken ileri sürülen argümanlar oldu.

V.G – Türk Telekom Ve Arsa Satışı

Bu arada, devir öncesinde, 2004 sonu itibariyle toplam 1 milyar 650 milyon dolar ekspertiz değeri bulunan Telekom’un gayrimenkullerinin çok büyük bir bölümü kamu kuruluşlarına devredildi. Telekom’un gayrimenkulleri, Türksat, Kıyı Emniyeti, PTT ve Milli Eğitim Bakanlığı gibi kuruluşlara verildi. Örneğin, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne verilen gayrimenkuller arasında, İstanbul Bakırköy’de bulunan 121 dönümlük arazi, Beykoz’da bulunan lokal ve İzmirÇeşme’deki 12 bin metrekare arsa bulunuyor. Türksat A.Ş, İstanbul Üsküdar’da 605 hektar arsa ve Ankara Gölbaşı’nda bulunan tesisleri alırken, Milli Eğitim Bakanlığı’na da Ankara Yenimahalle’deki İmodsan tesisleri ile AOÇ’da bulunan santral arsası verildi.

Özelleştirmeden önce, Arsaların diğer kamu kuruluşlarına devrinin nedeni, Türk Telekom özelleştirmesinin bir mülkiyet satışı olmayıp, işletme imtiyazının devri işlemidir. Yoksa, Türk Telekom’un değerini yükseltecek arsaların özelleştirmeden önce, zaten gayrimenkul zengini olan kamu kuruluşlarına devrinin bir anlamı var mıdır?

Ancak, Türk Telekom imtiyaz sözleşmesini imzalarken, imtiyaz süresinin sonunda teçhizatı taşınmazlarla birlikte Telekomünikayon Kurumu’na (şimdi BTK) devrini öngören 38. maddesinin 2. bendine ilişkin haklarının saklı olduğu yolunda şerh koyarak imzalar. [İmtiyaz Sözleşmesinin 38. maddesinin 2. fıkrası şu şekildedir: “Sözleşmenin süresinin sona ermesi veya yenilenmemesi halinde , Türk
Telekom sistemin işleyişini etkileyen tüm teçhizetı bütün fonksiyonları ile çalışır vaziyette ve bu teçhizatın kurulu bulunduğu, kendi kullanımındaki taşınmazları Kuruma veya Kurumun göstereceği kuruluşlara bedelsiz olarak devreder]

Yiğit Bulut, 28.01.2007 tarihli Referans Gazetesinde yer alan yazısında; Oger, devir sözleşmesini imzalamadan önce ‘Telekom’un arsalarına istediğim gibi inşaat yapamazsam, anlaşmayı imzalamam’ dediğini. Bir yetkilinin de kendisine “anlaşmayı ‘şerh koyarak’ imzalayın”şeklinde yol gösterdiğini;. Böylece Danıştay tahkim yolunu kapatsa bile, şerhli bir anlaşmanın doğal olarak tahkim hakkı kazanacağını söylediğini ifade ettikten sonra, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarına dayanarak şu sonuca varıyordu. “Türk Telekom’un satışı, bir varlık satışı değil, imtiyaz sözleşmesidir. 21 yıl sonunda alıcı Oger Telecom, Türk Telekom ait altyapıyı varlıkları ile Türk devletine devredecektir.”

Bizim kanaatimize göre de; Türk Telekom’un özelleştirilmesi bir mülkiyet satışı olmayıp, işletme imtiyazının devridir. İmtiyaz Sözleşmesinin bitiminde Türk Telekom altyapıyı taşınmazlarla birlikte Kamuya (Kamu adına BTK’ya) devretmekle mükelleftir.

Bütün bunlara rağmen, Türk Telekom’un Artvin’de, Adana’da, Sivas’da, Bolu’da, Bursa’da, Edirne’de, Manisa’da, Muş’da, Ordu’da Şanlıurfa’da, Kayseri’de, Trabzon’da ve Van’da çeşitli gayrimenkullerini satışa çıkardığını, bunların büyük bölümünü de sattığını tespit ettik.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın, MHP Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in 29/12/2009 tarihli yazılı soru önergesine Türk Telekom A.Ş’den alınan bilgiye dayanarak verdiği cevaba göre, Türk Telekom’un özelleştirme tarihi olan 14 Kasım 2005’den 29/12/2009 tarihine kadar Türkiye genelinde 5 adet gayrimenkul satışı yapılmış ve bu satışların tamamından 8 milyon 983 bin 200 lira gelir elde etmiştir.

Türk Telekom kamuya açıkladığı bilançolarına göre, özelleştirmeden sonra “Yatırım Amaçlı Gayrimenkuller” isimli bir hesap açtığı görülmüş olup, bu hesabın yıllar itibariyle bakiyesi aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

31.12.200531.12.200631.12.200731.12.200831.12.2009
360.565.000343.928.000327.291.000310.654.000291.001.000

Bu kayıtlara göre Türk Telekom’un 31.12.2005-31.12.2009 tarihleri arasında 69.564.000 TL tutarında gayrimenkul sattığı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla, Ya Bakanın Soru önergesine verdiği cevap yanlıştır ya da kamuoyuna açıkladıkları mali tablolardaki rakamlar.

Her iki durum da, açıklanabilir hatalar değildir.

Burada Tartışılması gereken bir konu da Türk Telekom’un sermayesinin kamuya ait olduğu dönemde “Yatırım amaçlı Gayrimenkul” alıp alamayacağıdır. 2005 öncesinde Türk Telekom gayrimenkul alacağı zaman DPT’dan onay almak durumundaydı. DPT’ye yazılan yazılarda, alınan gayrimenkulün ne amaçla alınacağı/kullanacağı mutlaka belirtilirdi. Alt yapı yatırımı gereği olmayan gayrimenkul alımlarına da, genelde DPT onay vermezdi. Dolayısıyla, Türk Telekom’un “Yatırım Amaçlı Gayrimenkul” alması mümkün değildi. Ancak, altyapı yatırımı yapmak amacıyla alınan bazı gayrimenkullerin, zamanla; teknolojinin gelişmesi, şehir planlarındaki değişiklik vb. nedenlerle atıl vaziyette kalabiliyordu.

Bunların da küçümsenemeyecek bölümü, Türk Telekom özelleşmeden önce başka kamu kuruluşlarına devredilmişlerdir. Kanaatimizce Türk Telekom, atıl vaziyette olan Gayrimenkulleri satamaz. Biz İmtiyaz Sözleşmesinin 38. Maddesinin 2. Fıkrasındaki hükmün virgülden sonraki bölümünü “kendi kullanımındaki taşınmazları Kuruma veya Kurumun göstereceği kuruluşlara bedelsiz olarak devreder” hükmünü bir bütün olarak kabul ediyoruz. Bazılarının ifade ettiği gibi, bu fıkradaki taşınmazları “teçhizatın kurulu bulunduğu, kendi kullanımındaki taşınmazlar” olarak değerlendirmiyoruz. Böyle bir anlam, Maddenin yazılma amacını da ortadan kaldırır. O zaman imtiyaz sözleşmesinin bitiminden önce, tüm teçhizatı kiralayacağınız taşınmazlara nakledin. Gayrimenkulleri de satın. Olur mu öyle şey?

Sonsöz

Türk Telekom’un Özelleşmesi ve Özelleştirilmesi sonrası yaşananların bir kısmını bilginize sunduk. Anlattıklarımız anlatılabileceklerin küçük bir bölümüdür.

Bu çalışmayı yaparken, yalnızca KAMUYA AÇIK BİLGİLERDEN yararlanabildik. Bildiğimiz, ama belgelerle doğrulatamadığımız, pek çok vurucu bilgiyi sizinle paylaşamadık.

Biz inanıyoruz ki; bir gün mutlaka Türk Telekom’un özelleştirmesi, öncesi ve sonrasıyla Türkiye Cumhuriyetinin Müfettişleri ve Savcıları tarafından ciddi bir şekilde araştırılacak ve olayın vahameti tüm açıklığı ile ortaya çıkarılacaktır.

İçindekiler