Genel

Kendi Dilimizle Düşünce Üretemezsek?

Varlık bilinci sisli bir toplum nasıl yaratılır? Vakıf üniversitelerinin büyük çoğunluğunda öğretim dili İngilizce. Yarım yüzyıl öğretim üyeliği yapmış ve Türkçe yazdığım kitapların birçoğu İngilizceye çevrilmiş bir yazar olarak bunun entelektüel kölelik hazırlayıcısı olduğunu düşünüyorum.

Bizde kimi aydınların kullandıkları demokrasi sözcüğü, dünya bankalarında pek geçmeyen Türk Lirası gibi, Batı ülkelerinde geçerli değildir.

Sayısız Türk yazarının ve öğretim üyesinin Türkçenin ifade gücünü gösteren yapıtları var. Türkçenin bilim sözcüğü ve kavram açısından gelişmemiş bazı yanları olmasına karşın İngilizceden daha eski, kanımca mantıklı ve kesinlikle güzel bir dil olduğuna inanan biri olarak bir kültür sömürgesi olma süreci başlangıcı olarak kabul ettiğim bu uygulamanın Türk aydınlarının beynine ne tür bir bağımlılık duygusu ifadesi olarak yerleştiğini irdelemeye çalışıyorum.

Sürecin tarihini biliyoruz. Yabancı dil, Avrupa’nın sömürge sisteminin parçası olarak politik, ekonomik ve bilimsel üstünlüğünün doğrudan dayatması sonucu 19. yüzyılda Osmanlı kültürüne, önce Fransızca olarak, girdi. İkinci Dünya Savaşından sonra ise Amerikan dünya egemenliğinin sonucu olarak, bir ekonomik girdi olarak düşünülmeye başlandı. 20. yüzyıl son çeyreğinde, ulusal kültür düşünceleri zayıflayıp, küreselleşme olgusu tek tanrı olarak tahta çıkarıldıktan sonra dilin yozlaşması emperyalist bir araç olarak bacaları saran bir yangın oldu. Okuma yazmasız köylüler ‘bye, bye’ demeye başladılar.

Türk dilinin büyük bir dil olduğunu, ve ilk cumhuriyet kuşaklarının tarihi özgünlüğün bilincini yaratarak ne kadar görkemli bir iş yaptıklarını şimdi daha iyi anlıyoruz.

Bugün milliyetçilikle, Kurtuluş Savaşı ile, Atatürk’le kavga eden pek çok zavallı sözde entelektüelin hangi iğreti ve yapma kültürün hayalleriyle yaşadığını anlamıyorum.
Söylem olarak boyunlarına geçirilmiş iplerin kimler tarafından çekildiğinin farkında oldukları konusunda da kuşkuluyum.

Ben Türkiye’de Türk olarak yaşamak ve üretmekten kıvanç duyan ve toplumun tümüyle paylaştığım şeyler olduğunu düşünerek mutlu olan bir adamım. Bu mutluluğu milyonlarca insanla, Türklerle paylaştığımı da düşünüyorum. Bu bağlamda toplum üyelerinin düşüncesinde bir kültürel çarpıklık olmalı! Bunlar hangi hayali toplumun üyeleri? Bunlar hangi dilde düşünüyorlar? Türkçe ile düşünüyorlarsa kendileri ile çelişki içinde olmaları gerekmez mi? Türk geçmişinin neresine hangi savlarla takılmak istiyorlar? Türkiye Cumhuriyeti’ni beğenmiyorlar, Osmanlıyı, Selçuk’u beğenip bugüne getiremezler. Bizanslı, Romalı, Yunanlı da değiller. İslam ve göçer tarihine sahip çıktıklarını da görmüyorum. Çünkü bu tarihleri bilmiyorlar.

Diyelim Batıya ve Amerikan kültürüne sahip çıkıyorlar. Bir tür kültürel çağdaşlık. Fakat çoğunda Batılı entelektüelin duyarlıkları da yok. Batılı toplumun politik standartlarından da ya haberleri yok, ya da içselleştirmemişler. Hem kendi kafaları karışık, hem başkalarının kafalarını karıştırıyorlar.

Bu olguyu sadece politik yalakalık olarak tanımlamak doğru değil. Kanımca bu kendi toplumundan ve kültüründen nefret eden aydınlar geçenlerde bir psikiyatrın söylediği gibi ‘manik depresiv’ bir ruh halinin temsilcileri olabilir.

Birinci Dünya Savaşından sonra Avrupa aydınını da kemiren, ama yaratıcılığını yok etmeyen bir kötümserlik vardı. İkinci Dünya Savaşından sonra da, Amerikalı patronlar tarafından sistematik olarak dayatılan iğrenç bir tüketme kültürü yerleşti. Ağızdan dolma bir post modernizm aldı, yürüdü. Bu çabuk eskiyen eğilimlerin hazımsızlığı bizim bazı aydınların temsil ettiği şey olabilir. Buna, İngilizce bilmeden, İngilizce hayranlığını da katınca Coca Cola bağımlısı gibi, İngilizce bağımlısı oluyorlar.

KİLİT SÖZCÜK: DEMOKRASİ

Bazı gerçekleri yadsıyamayız. 20. yüzyıl Amerikan yüzyılıdır. Özellikle Amerika 20. yüzyılda iki kez Avrupalıları kendilerinden kurtarmıştır. 1945’e kadar dünyanın büyük bir bölümünün Avrupa sömürgesi olduğu düşünülecek olursa, onlardan sonra onu izleyen sömürgecinin onları kurtaran ABD olması doğal bir sonuçtur. Batı mitolojisine göre Avrupalılar dünyaya uygarlığı, Amerikalılar da demokrasiyi getirdiler. Kore’de, Vietnam’da, Amerikalarda, Karayip’de, Pasifik’te Ortadoğu’da, son olarak da Afganistan ve Irak’ta demokrasi geldi.

Ne var ki demokrasi Batı uyarlığının olduğu kadar Batı emperyalizminin de kilit sözlerinden biridir.
Soyut olarak demokrasi eğer özgürlükle eşdeş olursa insanlığın yarattığı en güzel, en uygar kavramdır. Batılılar bu sözcükleri kullanmakta öncüdürler. Ne var ki bu kavramlar sadece kendileri için geçerli görünüyor. Bizde kimi aydınların kullandıkları demokrasi sözcüğü, dünya bankalarında pek geçmeyen Türk Lirası gibi, Batı ülkelerinde geçerli değildir. Çünkü çarşaf, okuma yazma bilmemek, birkaç kadınla evlenmek, kadınları meclise almamak, kuralsız zorbalık, ırk ve inanç bağnazlığı Batı demokrasisinin öğeleri değildir. Kuşkusuz orada da var. Ama ciddi bir aydına bu tavrı kabul ettiremezsiniz. Avrupa bu içeriği sadece sömürge ya da ikinci, üçüncü sınıf ülke olarak baktığı dünya için uygun görür.

Bugünlerde Avrupa’da Berlusconi, Sarkozy gibiler ve Müslüman avcısı politikacılar kavramları büsbütün karıştırdılar. Avrupa elli yıldır kapısında bekleyen Türkiye’yi, politik liderleri ağzıyla kapıdan içeri sokmayacağını açıklarken, bizim sözde aydınlara da demokrasi sözcüğünü daha bol kullanmalarını sağlık veriyorlar.

İkinci Dünya Savaşından sonra barış gönüllüleri köylere, Fulbright sistemi de üniversitelere Amerikan aydınlığını ve dilini getirdi. Bugün ne o barış gönüllülerini, ne de Fulbright’la gelen Amerikalı eğiticileri yadsıyorum. Ben de ilk kez Fulbright bursu kazanarak Amerika’ya gittim. Üniversitelerde üst düzeyde öğretim performansının örneklerini ve Batı uygarlığını, aydınlık yüzünü orada gösteriyorduk. Bütün dünya Amerika’yı zenginlik, özgürlük, çağdaş bilim ve teknoloji penceresinden gördü. Bu Amerikan politikası için yeterli bir avantajdır.

AMERİKA’YA NASIL BAKMALI?

Fakat bugün kimileri, Amerika’yı örnek alıyoruz, diyorlarsa o sahneye biraz daha yakından bakmalılar. Amerikalılar bizden çok daha fazla kendilerini eleştiri özgürlüğüne sahiptir. O eleştirileri okusunlar. Amerika’nın, özellikle üniversite ortamı uluslararası kimliği ile herkesi içerecek kadar demokratik ve heterojen bir yapıdaydı. Gerçi bugün de bizde söz konusu olmayan bir üniversite özgürlüğü var. Üniversite Amerika’sı holding Amerika’sı değildir. O Amerika Türkiye’deki Amerika da değildir. Amerikan ordusu da değildir. Amerikan sermayesi ile daha yakın olduğu söylenebilir. Fakat bu iyi üniversitelerin özgürlüğünü bizdeki gibi zorlamaz.

İki Amerika’yı ayırmak gerek
. Birincisi bilim, teknoloji ve özgürlük Amerika’sı, ikincisi Bush ve şurekası gibilerin, Irak’ta, Afganistan’da aba altından sopa gösteren Amerikası’dır. Bugün ikinci Amerika, Obama’ya karşı sesini yeniden yükseltiyor. Bu eski hayaller ülkesinin, dünyanın dört bir köşesinde, hoparlörü olan kurumlar ve kişiler var. Bunların dili İngilizce. Görünüşte üniversitelerde birinci Amerika ile iletişim için İngilizce istiyorlar. Fakat bunun ikinci Amerika’ya daha fazla yarayacağını düşünmüyorlar. Gerçi dünyaya bakınca bu bize özgü değil. Türkiye’de yetişen yeni bürokrasi, öğrenmese de İngilizceyi çok seviyor. Bu bürokrasi köy enstitülerini kapattıktan sonra, barış gönüllülerini köylere dağıtan bir bürokrasidir.

Türk dilini dışlamayı çağdaşlaşmakla bir tutanlar bindikleri cinsiyetsiz katırla küheylan yarışına katılamayacaklarını düşünemiyorlar. İngilizcenizle hangi yüksek düşünceyi üreteceksiniz? Özgün bir düşünce yaratamayan üniversite çağdaşlaşma programını nasıl gerçekleştirecek? Avrupa’nın yüzyıllarca önce kurduğu bilimsel altyapıyı, çeviri bürosu kurarak mı yaratacağız?

İslam kültürü en güçlü çağında (9-12. yüzyıllar) bunu karanlık bir Ortaçağ Avrupa’sı karşısında gerçekleştirdi. Fakat o zamandan bu yana İslam dünyası gözlemci ve ithalci olarak yaşıyor. Yabancı dille öğretim bir kölelik çanıdır. Bu varlık bilinci yaralı bir topluma çağrıdır. İsterseniz üç dil öğrenin. Bu kişiyi güçlü kılar. Ama üniversite öğretimi bir ticaret kafasıyla idare edilmemelidir. Bir ülke tümüyle bezirgan olursa kuracağı şey sadece pazar olur. Bilim üretemez.

Cumhuriyet Bilim Teknik 21.01.2011
Kaynak: toplumsalbilinc.org

Önceki İçerik

Bir Daha Denersin (Fıkra)

Direct Admin
Sonraki İçerik

Veritabanı Yedekleme

Yorum Yok

Görüşünü bildir

Alıntı

Alıntı

Alıntı; İbrahim AY'ın paylaşımında fayda gördüğü harici içerikleri paylaştığı sanal kullanıcıdır.