Hıristiyanlığa Reddiye

2 Ekim 2012 0 Yazar: Alıntı

İKİNCİ FASIL

İKİNCİ FASIL
Tunus Beyi Ebu’l-Abbas Ahmed ile oğlu Ebu’l-Faris Abdü’l-Aziz’in hükümetleri zamanındaki ahvalim

Müslüman oluşumdan beş ay sonra Ebü’l-Abbas Hazretleri bana Liman Reisliği memuriyetim verdiler. Bundan maksatları, o hizmette bulunduğum müddetçe Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında cereyan edecek hadiselere dair elimden pek çok tercümeler geçeceğinden, Arap lisanını süratle öğrenmem idi. Gerçekten öyle oldu. Aradan bir yıl geçince Arapçayı öğrendim. Mehdiye şehrine giderek oradaki Ceneviz ve Fransız donanması tarafından, gelen mektupları tercüme etmeğe başladım. Sonra Ebü’l-Abbas Hazretleri ile «Kabis» kalesine gittik. Orada dahi Hazineler Müdürü oldum. Daha sonra “Kafsa” kalesine vardık, işte burada Ebü’l-Abbas hastalanıp Hicri yedi yüz doksan altı senesi Şaban ayının üçüncü günü vefat etti.

Ebü’l-Abbas Ahmed’in ölümünden sonra yerine oğlu Ebü’l-Faris Abdü’l-aziz geçti. Merhum babasının, şahsına göstermiş olduğu teveccüh ve vermiş olduğu mertebelere ve tahsisatlara ilaveten beni misafirhane idaresiyle de vazifeli kıldı.

Bu Melik zamanında Liman Reisi ve tercüman bulunduğum sırada bir gün Müslüman mallarını taşıyan bir gemi gelip limanda demir attı. Onu müteakip Sicilya’dan iki gemi daha geldi. Bu iki geminin mürettebatı, Müslümanlara ait gemiyi ele geçirdiler içindeki Müslümanlar canlarım zor kurtarabildiler. Gemideki eşya ve malları yağma ettiler. Ebü’l Faris bu vak’ayı duyunca divanın başkan ve üyelerine, Halku’l-Vad’e denilen yere çıkmalarım, Müslümanların mallarının bedel ödemek suretiyle kurtarılması için Hıristiyanlarla pazarlık yapmalarını emretti. Onlar da bu emir üzerine Halku’l-Vad’e gidip, maiyetlerindeki tercümanı gemiye gönderdiler. Tercüman gemide Hıristiyanlarla anlaşmaya çahştı ise de, çok yüksekten konuştuklarından muvaffak olamadı. Sonradan anlaşıldı ki, adı geçen gemilerden biriyle Sicilya Hıristiyanları arasında hatırı sayılır bir papaz gelmiş. Bu papaz talebelik arkadaşim olup vaktiyle birbirimizi kardeş gibi severdik. Benim Müslüman olduğumu işitmiş, bu hal kendisine güç gelmiş, çok üzülmüş ve beni tekrar Hıristiyan dinine döndürmek için bu gemi ile ta buraya kadar gelmiş. Giden tercüman ile gemide karşılaşmca tercümana:

— Adın nedir?
— Ali.
— Ey Ali, bu mektubu Divanda Liman Reisi olan Abdullah’a ver. işte sana bir altın. Cevabım getirdiğin takdirde bir altın daha veririm, dedi.

Tercüman mektubu alıp, Halku’l-Vad’e geri gelir, olanları bildirdikten sonra papaz ile arasında geçen konuşmayı nakleder. Divan başkanı da mektubu alıp; Cenevizli bir tüccara tercüme ettirdikten sonra, aslı ile beraber Ebü’l-Faris’e gönderir. Ebü’l-Faris mektubu okuyunca bir adam göndererek beni çağırttı. Huzuruna girdiğimde:

— Abdullah, bu mektup deniz ötesinden geldi. Oku bakalım ne yazmışlar, anlayalım, dedi.

Ben de okuyup, gülmeğe başladım:
— Ne gülüyorsun? dedi.
— Efendim, Allah size zaferler versin, bu mektup, bana eskiden dostum olan bir papazdan gelmiş. Hemen tercüme edelim, deyip kenara oturdum. Ve Arapçaya tercümesini yapıp, kendilerine verdim.
Eline alıp okuduktan sonra, kardeşi İsmail’e:
— Vallahi’l-azim hiçbir sözü terk etmemiş, (olduğu gibi tercüme etmiş) dedi. Ve sonra ben de:
—Efendim bunu nerden anladınız? diye sordum.
—Cenevizliler’in yaptığı başka bir tercümeden, dedi.
—Ey Abdullah, bu papaza ne cevap vereceksin? dediler. Ben de:
—Efendim, benim vereceğim cevap, tarafımızdan bilindiği üzere, Hak Din’e rağbetimden dolayı, kendi isteğimle Müslüman olduğumu bildirmektir.
Ayrıca, bana yazı ile bildirmiş olduğu diğer şeylerin hiçbirine cevap vermek istemem, dedim.
Bunun üzerine Ebü’l-Faris Hazretleri;
— Ey Abdullah, senin tam ve doğru bir Müslüman olduğunu öğrenmiş olduk. Bu hususta hiçbir şüphemiz yoktur. Fakat, «Harp hiledir», hadis-i şerifinin hükmüne dayanarak, yazacağın cevapta, Müslüman mallarının geri verilmesi hususunda papazın, gemi sahibine söyleyip yardım etmesini ve Müslüman tüccarlarla bir anlaşmaya varıldığı takdirde malların tartılması bahanesiyle senin de kantarcı ile beraber çıkıp, geceleyin gemiye kaçacağım bildir, dedi.

Ben de aynen emrettikleri üzere bir cevap yazıp gönderdim. Papaz mektubumu okuyunca sevinmiş olmalı ki, malların geri verilmesi hususunda talep ettikleri parayı azalttılar. Sonra, tartacak olan adam birkaç defa gemiye gidip geldiyse de, ben gitmedim. Nihayet papaz gelmemden ümidini kesince gemiyi kaldırıp, cehennem olup gitti.

Papazın yollamış olduğu mektup şu mealde idi;
«Kardeşin Fransis Papaz selamdan sonra sana şunları bildirir: Ben bu beldeye, seni bulup, beraberce geri götürmek için geldim. Bugün Sicilya’ya hakim olan zatın yanında yüksek bir mertebeye sahibim. Azletmek, tayin yapmak ve memleketin bütün işleri benim, elimdedir. Şimdi sözüme iyice kulak ver de Allah’ın bereketinin bulunduğu bu tarafa gel. Mallarım ve diğer eşyalarım elimden çıkar diye, sakın korkma. Ben, seni hayal ettiğinden daha çok tatmin edecek mal ve makama sahibim, istediğini vermeğe hazırım. Selam.»

TUNUS HÜKÜMDARI EBÜ’L-FARİS ABDÜ’L-AZIZ’DEN BAZI HATIRALAR

Ebü’l-Faris, bütün millet hakkında kitap ve sünnet üzere adalet icra etmiştir. Alim ve Salihlere iltifat ve ikramda bulunmak onun güzel huylarından ve yüksek hasletlerindendir. Tunus’a gelen misafirlere tazim ve hürmet ettiği gibi, Resûlallah’ın Ehl-i Beytine son derecede riayet eder, herkese mertebelerine göre ihsanlarda bulunurdu. Ebü’l-Faris’in bu hususiyetinden dolayı doğu ve batıdan pek çok insanlar gelirdi. Misafirlerin gerek orada kalmaları ve gerekse dönmeleri esnasında azami kolaylıklar sağlanır ve bu husus üzerinde titizlikle durulurdu.

Her sene, peygamberimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) in doğum gecesine hürmeten Rebi’ül-evvel ayının onikinci gecesi bir toplantı yapılırdı. Toplantıda gülsuyu vesaire dağıtımından başka divan gelirinden altmış dinar verilmekte idi. *

Ebü’l-Fans’in her kim olursa olsun mazlum olana merhamet ve insafı o derece şöhret bulmuştu ki, küçük – büyük bütün memurlar ve maiyetinin ileri gelenleri ona imtisal ederek zulümden sakınırlar ve kendilerinden şikâyetçi bir kimsenin çıkmamasına son derece dikkat ederlerdi.

Sık sık hapishanelere gider, orada bulunanların hal ve hatırım sorar, tahliyesi lazım gelenleri salıverir ve cezaya müstahak olanların da cezasını verirdi.

Çok sadaka ve ihsanda bulunması halk arasında yaygındı. Yardıma muhtaç olanların adlarını bir deftere kaydettirip, Fakih Ebu Abdullah Mohammed ibni Selamüt-Taberi’yi dağıtma işiyle vazifelendirmiş ve onun vasıtasıyla ihtiyaç sahiplerine yardım adet olmuştur.

Her sene Mekke, Medine ve civar halkına ve hacıları yol kesenlerden korumaları için Arap şeyhlerine çeşitli yardımlarda bulunurdu.

Endülüs halkına dahi her sene para. at, silah, barut ve buğday gönderirdi. Ölümünden sonra geri . kalan hasılatı ile Hıristiyanlardan Müslüman esirlerin kurtarılması için bir miktar arazi vakfetmiş, başına emin bir zat olan Ebu Abdullah Muhammed ibni Azüzi’yi getirmişti. Vaki hâsılat ile bir taraftan arazi satın alınarak masrafın çoğaltılmasına çalışılırken, bir taraftan da Tunus limanına gelen Müslüman esirlerin devlet hazinesinden bedelleri verilerek kurtarılmalarını vasiyet etmişti. Hatta Ebü’l- Faris Tunus’ta mevcut olan her vilayetin Hıristiyan tüccarlarına: Müslüman esirlerden ellerine geçeni alıp getirmelerini, gençler için altmış, ihtiyarlar için kırk – elli dinar kadar akçe verileceğine dair benim tercümanlığım vasıtasıyla bir mukavele yapmıştı. Bu mukaveleden sonra, Hıristiyanlar pek çok esir getirip hazineden akçelerini almışlardır. Bu kitabın yazıldığı tarih olan işbu (823 H.) senesinde de bu anlaşma devam etmektedir.

Güzel icraatlarından biri de şudur: Deniz kapısı dışında bulunan ve bazı Hıristiyanların senede on iki bin dinara kiraladıkları hanı yıktırdı. Çünkü içinde içki içmek ve türlü rezaletler yapmak suretiyle halkın umumi huzurunu bozuyorlardı. Sırf Allah’ın rızasını kazanmak için o kadar geliri terk etti. O hanın yerine içinde namaz kılınacak, zikredilecek, salâvat getirilecek bir ibadethane ve imaret yaptırdı. Gelirleri buraya sarf edilmek üzere bir kısım araziyi ve zeytinliği vakfetmiş ve karşısında bir de yağhane vakfetmekle mezkur yeri imar ve ihya etmiştir. Bardo bahçesi yakınında ve EI-Damus adındaki yerle Cebel-i Havi civarında bulunan tekkeleri, Bab-ı cedid dışındaki su dolaylarını ve Dar-ı Ebi’l-ca’d’ın yanındaki karakolları, mevcud hamamları, mesireleri hep o yaptırmıştır. Zeytuni camii içindeki kütüphane ve Tunus’taki yoksul Müslümanlar hastahanesi dahi Ebü’l-Faris devrinde yapılmıştır.

Tunus’un bütün çarşı ve pazarlarından Şeriata aykırı olarak elde edilen yirmi sekiz bin dinarı terk etmiştir. Kendisinden önce Tunus’ta sabun üretimi yasaktı ve hükümetin tekelinde idi. Hükümetten habersiz sabun imal edenler muhtelif para ve hapis cezalarına çarptırılırlardı. Ebü’1-Faris bu yasağı kaldırmakla bir takım yolsuzluklara son verdi. Memleket içindeki kötü ruhluları diğer beldelere sürdü.

Sicilya adasına bir donanma gönderdi. Tarkuba şehri zapt edildi. Kalesi yıkıldı. Trablus, Kabis. Hama, Kafsa, Tuzer, Nefka, Biskra, Kostantiniye ve Bicaye beldelerine dahi asker göndermekle yüz yıllardan beri Afrika’da çeşitli hasarlara cüret eden ihtilalcileri itaate mecbur etmiştir.

İçindekiler

Sayfalar: 1 2 3 4 Tümü