Tez Önerisi Nasıl Hazırlanır?

6 Haziran 2010 0 Yazar: Alıntı

Problem

Problem

Araştırma problem çözmeye yönelik bir süreçtir. Problemin çözümü ise mevcut durumdan istenen duruma ulaşmaktır. Bu bölümde araştırma problemi belirlenerek, söz konusu problemi yaratan nedenler tanımlanır.

Araştırma problemi; önemlilik (problemin çözümü ile sağlanacak yarar nedir?), yenilik (problem daha önce çözümlenmiş mi) ve çözülebilirlik (problem yapılacak araştırma ile çözülebilir mi?) ölçütleri göz önüne alınarak seçilir.

Problemin tanımı bütünleştirme, sınırlandırma ve açıklama olmak üzere üç aşamalı bir yaklaşım kullanılarak yapılır. Birinci aşamada genel problem alanı, belli bir sistem bütünlüğü içinde ele alınarak, parçalara ayrılır ve her biri genel çizgileriyle ve birbirleriyle olan ilişkileri açısından kısaca tanıtılır. İkinci aşamada araştırılmak istenen problem dilimi bütün içindeki yerinden alınarak tanımlanır. Bu şekilde problem alanı daraltılır. Üçüncü aşamada ise sınırlandırılmış problem alanı ayrıntılı olarak açıklanır.

Örnek:

Çağımızda globalleşen ekonomik süreç, organizasyonların birbirleriyle olan rekabetini hızlandırmış, kurumsal stratejilerin bilgi teknolojisi olanakları ile bütünleştirilmesini zorunlu kılmıştır. Bunun sonucunda sadece bu sürece ayak uydurabilecek şekilde kendini yenileyen ve sürecin beklentilerine uygun çıktı üretebilen toplumlar ve kuruluşlar ayakta kalabilecek, kendilerini geliştirip, bireylerin refah düzeyinin yükselmesine katkıda bulunabileceklerdir. Rekabet ve rekabetçilik temel ilkesi üzerine inşa edilmemiş organizasyonlar ise, bulundukları çevrede rakiplerine göre üstün durumda olsalar dahi, zaman içerisinde göreceli olarak gerilemeye hatta yok olmaya mahkûmdurlar. Bir organizasyonun geleceğini yönlendirebilmesi için “nasıl daha mükemmel olabileceğinin” yollarını araması gerekmektedir.

Ancak rekabet kavramının yeni ve yaygın olmadığı ülkemizde, özellikle kamu kuruluşlarının birçok alanda tekel konumunda olmaları, rekabet etme ihtiyaçları ve iflas etme endişeleri bulunmaması nedeniyle, değişim ihtiyacına duyarsız kaldıkları inancı yaygındır. Fakat bu düşünce sınırların ortadan kalktığı, rekabet kriterlerinin ve kapsamının oldukça değiştiği günümüzde geçerliliğini büyük ölçüde yitirmektedir. 1995 yılında Avrupa Topluluğu ile gümrük birliğine gidilmesi; diğer taraftan da başta Çin olmak üzere Uzakdoğu ülkelerinin giderek rekabette ağırlıklarını hissettirmeleri ve bu ülkelerde yaşanan ekonomik krizler, Türk şirketlerine ve halen ülke üretiminin yarısına yakın bir bölümünü gerçekleştiren kamu sektörüne rekabetçiliği zorunlu hale getirmektedir.

Bu yaklaşım ülkelerin güvenlik teşkilatları için de geçerlidir. Ulusal güvenliğin güçlü olması, başta polis teşkilatı olmak üzere kolluk kuvvetlerinin ayak uydurabilmesi ve görev performansını arttırarak rekabetçi konumunu geliştirmesine bağlıdır. Dolayısıyla rekabet edebilmek ve bu konuda üstünlük sağlayabilmek polis teşkilatı için yaşamsal bir değer ifade etmektedir. Bu hızlı rekabet ortamında ülke polis teşkilatımızın daha iyiye ulaşma çabaları karar konumundaki kişileri yeni yönetim anlayışlarına yöneltmektedir.

Polis teşkilatının görev performansını arttırmada, yönetim sisteminin yeri, artık, tartışılmaz kabul edilirken, hangi yönetim sisteminin bu amacı gerçekleştirmede kullanılması gerektiği konusunda tam bir görüş birliği yoktur. İnsan kaynakları yönetimi dünden bugüne değişime uğrarken, ileride de muhtemel değişimler geçirecektir. Bu gelişmeler doğrultusunda organizasyonların düşünce tarzlarında da değişimler yaşanmaktadır. Sıkı sıkıya bağlı kalınan bazı sınırlar ortadan kalkabilmekte, yeni arayışlar, yeni modeller, bunlara uygun yeni yönetim teknikleri geliştirilmektedir. Ancak bunların hangisinin görev performansının arttırılmasında daha etkili olacağı ya da hangilerinin bir arada olması gerektiği konusundaki değerlendirmeler ise henüz özlenen düzeyde bir aydınlanma sağlamamıştır.

Ayrıca toplumların sosyal yapıları, asırlar boyu gelen davranışsal alışkanlıkları ve toplumsal değerleri ile birbirlerine göre farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle bir toplumda başarıya ulaşmış yeni yönetim modelleri de aynen alınıp uygulanamamaktadır. Ülkelerin kendi insanlarına ve kendi sosyo-ekonomik durumlarına ilişkin modeller yaratması bu yönetim tekniklerinin daha başarılı olmasını sağlayacaktır.

Ancak bütün bu farklı bakış açılarına rağmen, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren ülke ayrımı yapmaksızın, başarılı olan kurum ve kuruluşlar incelendiğinde bunların ortak özelliklerinin Toplam Kalite Yönetim felsefesini ve onun getirdiği yaklaşımı benimseyen organizasyonlar olduğu görülmektedir.

Kolluk güçlerinde Toplam Kalite Yönetimi (TKY) yardımıyla organizasyonel performansı geliştirme çalışmalar ı ise ilk olarak 1984 yılında ABD başlatılmış ve uygulama 1996 yılına kadar geçen süre içersinde tüm güvenlik teşkilatına yaygınlaştırılmıştır. Günümüzde de çok sayıda ülkenin kolluk güçlerinde de benzer faaliyetler yürütülmektedir. Ülkemizde konu ile ilgili 1998 yılında başlatılan çalışmaların, 2003 yılından itibaren polis teşkilatının tüm birimlerinde uygulamaya geçirilmesi planlanmaktadır.

Ancak TKY uygulamaları ile birlikte tüm personelden iş yapma şekilleriyle ilgili temel düşüncelerini ve organizasyon içi ve dışındaki kişilerle ilişkilerini yönlendiren alışkanlıklarını değiştirmeleri isteneceğinden, bu yolculuk kolay olmayacaktır. Diğer bir ifade ile kalite anlayışının bir sonucu olarak polis teşkilatının kültürü ve değer sistemi değişecektir. Bu nedenle, TKY’nin doğru yorumlanarak ülkemiz şartlarına uyarlanması ve sistematik bir şekilde uygulanması önem kazanmaktadır.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 Tümü